6/5/2006 - HALKLA İLİŞKİLERCİ GÖZÜYLE / BETÛL MARDİN
| Cumhuriyet 06.05.2006 |
|
HALKLA İLİŞKİLERCİ GÖZÜYLE / BETÛL MARDİN
Bir 'Şişman Ördek' lezzet anlayışımı değiştirdi
Fransızlar tek kelimeyle şık insanlardır. İtalyanlar ise aşklarını şarkılarla ifade ederler. İngilizlerin sicimleri sağlamdır ama yemekten hiç anlamazlar, vesaire vesaie... Daha doğrusu kırk yıl önce böyle bilinirdi.
Londra'ya ilk gittiğimde Dünya Savaşı biteli yıllar olmuştu ama yiyecekleri için İngilizler hâlâ ellerinde karneler kuyruklarda bekliyorlardı. Lokantada oturduğunuzda mönü filan yoktu, garsonun merak ettiği nokta ''patates'' ile ilgiliydi. ''Haşlanmış, fırında veya püre olarak mı istersiniz?'' Birazdan tabak önünüze gelirdi; etrafı yağlı bir dilim rosto ve yanında tercih ettiğiniz şekilde sunulmuş patates. Bu kadar... Tatlı ise kuru üzümlü, bizim tirite benzeyen bir bulamaçtı. Diğer taraftan yaşam ucuzdu. Marks and Spencer da vardı, Harrods da....
Zaman Londra'nın lehinde gelişti. Önce Mary Quant mini etek tasarımı ile moda dünyasını altüst etti. O esnada Beatles Grubu'nun müzikleri yeni bir çığır açıyordu. Derken Edinburgh ve Chichester festivalleri İngilizleri tiyatro alanında zirveye yerleştirirken Modern Tate Müzesi ile de resim heykel sanatında kendilerini kanıtladılar.
Gelelim patatese...
Son yıllarda ise yaşama zevki olarak ''yemek'' konusunda iddialaşmaya başladılar. Önce çeşitli dünya mutfaklarında markalaştılar. Şimdi ise yeni bir mutfağın önderliğini yapıyorlar: ''Molecular Gastronomy.'' Çeşitli üniversite veya araştırma merkezlerinde bir süredir ''mutfak kimyası'', ''damak tadı ve psikolojisi'', ''mutfakta fizikçi'' konularında derinlemesine çalışmalar yapılıyor. ''Molecular Gastronomy'' deyimi otuz beş yıldır var olabilir ama bugün bir lokantayı bu konuda uzmanlaştırmış olan tek adam Heston Blumenthal . O son iki yıldır dünyanın en iyi lokantası seçilen ''Fat Duck'' ın (Şişman Ördek) da sahibi.
Damak tatlarında zirveye ulaşmada zerreciklerin önemi, İstanbul'da da gurmeler arasında ''devrim'' olarak konu ediliyordu. ''Tamam'' dedim, Fat Duck'a gitmek farz oldu. Yılbaşından az sonraydı, Londra'dan dönüşüme yakın rezervasyon yaptırmak için aradım. Telefonun tellerinden bana doğru hafif bir gülümseme geldi: ''Önümüzdeki bir ay doluyuz.''
Dört ay geçti, benim gene Londram geldi, tedbirimi aldım ve tarihlerimi çok önceden bildirdim. Lokanta Londra'nın dışında olduğundan bir meslektaşımla anlaştım. Rezervasyonu takip edecek, beni arabasıyla götürecek ama ben hesabı ödeyeceğim. Londra'ya vardığımın ertesi günü, iptal edilen bir müşterinin masası bize verildi. ''Saat 12.00'de burada olun'' dendi. İmkân yok yetişemedik ama artık ses çıkarmadılar.
Ben o çok bilgili gurmelerden değilim, dolayısı ile size yemeklerden fazla bahsedemeyeceğim. Evet, yediklerimiz tek kelimeyle nefisti ama ben bir halkla ilişkilerci gözüyle olayı size aktaracağım.
Londra'nın dışında, Heathrow'u geride bıraktıktan sonra, Cliveden Şatosu ve Maidenhead'in civarında Braille kasabasında bulunan Fat Duck yalnızca 42 kişiyi ağırlayabiliyor. ''Çok sıkışırlarsa 46'ya çıkmışlığımız var'' dediler. Öğle ve akşam açık ama pazar ve pazartesi rezervasyon kabul etmiyor. Zaten kaldınız haftanın beş gününe. Masalar büyük değil, 3-4, nihayet altı kişilik. Ona bakarsanız, ertesi gün gittiğim gene yeni tarz mönülü bir lokanta da bana en büyük masanın 4 kişilik olduğunu söylediler. Yani büüyyyüük masalar ''out''.
Bizi pencerenin kenarına, cumbanın önüne oturttular. Kasabanın masal dünyasından çıkmış gibi ufak evlerini, tertemiz sokaklarını seyrettik. Demek istediğim nehre bakmıyorduk. Kocaman kocaman otomobiller kapının önünde duruyorlar, efendilere kapıyı üniformalı şoförler açıyor... Üstü açık Ferrariler, kapalı gümüşi Rolls Royce'lar... Kraliçe seksen yaşında, oğlu ikinci hanımla mutlu. İngilizlerin dertleri yok gibi... (O size öyle geliyor, efendim!)
Oturduk. Önce bir garson geldi ve ''Alerjiniz var mı?'' diye sordu. Yetmiş dokuz yaşındayım, bugüne kadar hiçbir lokantada böyle bir soru ile karşılaşmamıştım. ''Düşünün, hatırlamaya çalışın'' dedi. Ben ''susam'' dedim, arkadaşım bir bitki adı verdi.
İlginç tarafı, biz mönüleri incelerken, önünde birkaç değişik yılı temsilen şampanya ile bir şarap sorumlusu geldi. Hangisini istersiniz sorusu benim için önemli değil, ''Hamama giren terler'' hesabı ''Sen söyle yavrum'' diyorum, sonra hoşlanır diye de ''Taa İstanbul'dan geldim, burayı çok methettiler'' dedim. O da bana gene İngilizce ''İstanbul'un neresindensiniz?'' dedi. ''Teşvikiye'' dedim. ''Ben Taksim'i bilirim'' dedi. Tabii Türk çıktı. Bir Çılgın Türk daha... Niyeti bu yaz Türkiye'ye gelip Türk mutfağını o gözle tetkik etmek. Bakalım bizim yemekler zerrecikleri nasıl etkileyecek?
Yemeklerimizi seçtik ve ufak ufak geldikçe her biri tafsilatlı olarak bize anlatıldı. ''Ufak'' diyorum, zira tabaklar büyük ama ortadaki minik çukurda bugüne kadar tatmadığımız lezzetler sunuluyordu. Bunlar başlangıçlardı, sonra doyurucu büyüklükte ana yemekler geldi.
Moleküler gastronomiye girişimi anlatmadan geçemeyeceğim: Mor bir sos içinde bir güvercin yumurtası geldi. Garson kız anlattı: Kırmızı lahana salçası içinde dondurulmuş hardal topu. Ekmek bandık desem, ayıplar mısınız? Seçtiğim giriş yemeği ördek bisküvisi ve altında istiridye salçası ile birlikte sunulan kaz ciğeriydi. İncecik ördek bisküvisini kıtır kıtır çiğnerken beynimde ufak bir orkestra çalıyordu, sonra ördeğe selam çaktım. Bir ara fırınlanmış iki istiridye egzotik bir meyve üzerinde geldi. ''Ne diyelim efendim, yedik!''
Tatlıyı önceden ısmarlıyorsunuz, zira her defasında sizin için özel yapılıyor. Yediklerimiz bizi şaşırtıyor ve gittikçe bu yeni mutfağa saygımız artıyordu. Derhal büyük bir zarfa konmuş mönüler hediye edildi. Garsonların biri geldi, diğeri gülümsedi, ayrı ayrı hepsi her masayla ilgileniyordu. Demek istediğim, herkes sizinle meşgul oluyordu.
Giderken akrabalardan ayrılır gibiydik, halbuki hiçbiri resmiyetten ayrılmamıştı. İki nokta vardı, benim için ayrı bir önem taşıyordu: Sigara içmek yoktu ve cep telefonlarının kapalı durmaları rica ediliyordu. Sigara, yemeği ve şarabı bozarmış, cep telefonu ise sohbeti. Ohhhh, çok şükür... | 
Fat Duck ismini nereden bulduğumuzu inanın hatırlamıyorum. Ünlü şef Marco Pierre White ile sohbet ederken o teklif etmiş olabilir. Sakin bir çevre, basit bir yer, özentisiz yemekler... Neden olmasın dedim. Bu konuşma on yıl önceydi, bakın nerelere geldik.
Heston Blumenthal
| Cumhuriyet 06.05.2006 |
TAD DUYUSU
Ağzımıza konan yiyeceklerle ilgili düşüncelerimizi gözden geçirirsek, ''yemek yemenin'' ne kadar karmaşık bir yöntem olduğuna karar verebiliriz. Tüm tatların doğmadan önce anneden bebeğe geçtiğini biliyor muydunuz? Demek istediğim, henüz dünyaya gelmeden, yani anne karnında bile yediklerimizin lezzetlerini ayırt edebiliyoruz.
Bir bardak şarap içerken veya haşlanmış bir balığı yerken hem fiziki hem de psikolojik anlamda etkileniyoruz. Plastik kaptan içilen içki ile kristal, her yeri pırıldayan bir bardakla yudumlanan kırmızı şarap bir olabilir mi? Haşlanmış kırlangıç balığı kâğıt tabak ve plastik çatal bıçakla yenirse yaşama sevinciniz hangi düzeyde kalır?
Dilimizde ve ağzımızda tam 10 bin tat tomurcuğu bulunmaktadır. Dilimizin çeşitli yerleri çeşitli lezzetlere ayrılmıştır: Uzun zamandır ''4 bölüm'' demelerine karşın bu sayı artmıştır. Lezzetler beş ana kategoriye ayrılır: Tuzlu, şekerli, acı, ekşi ve Umami (tat algılamayı arttıran veya tat almayı sağlayan maddeler).
Yeni bir tür mutluluk:
Her zaman masamızda bulunan yemekleri alışılmışın dışında birbirleriyle eşleştirip size nefis sürprizler sunmak. Örneğin: Dondurmanın artık tatlı olmaması size yeni ufuklar açabilmektedir. |
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/2/2006 - Diyabetliler ve cinsel bozukluk
sağlık
Diyabetliler ve
cinsel bozukluk
Prof. Dr. David Elwyn Price, Viagra ve cinsel yetersizlik tedavisinde diyabetliler için etkili yöntemleri anlattı.
Ulusal Diyabet Kongresi nedeniyle Türkiye'ye gelen Profesör Dr. David Elwyn Price , şeker hastalarının yaşam kalitesini yükseltmek için yürüttüğü çalışmaları ile tanınıyor. Britanya Diyabet Cemiyeti, Endokronoloji Derneği ve Kraliyet Tıp Koleji üyesi olan Price, klinik direktörü ve konsültanı bulunduğu Swensea Morrison Hastanesi Diyabet ve Endokronoloji Bölümü'ndeki uygulamaları Bilim Teknik'e anlattı:
Dr. Price, cinsel işlev bozukluğunun erkek hastalarda çok sık rastlanan bir durum olduğunu belirtiyor ve penis sertleşme sorunu olarak ortaya çıkan bu rahatsızlığın hastaları mutsuzluğa ve umutsuzluğa ittiğini söylüyor. Ne var ki, tıptaki gelişmelerin bu sorunu büyük ölçüde giderme olanağı sağlandığını ve sertleşme sorununun, şeker hastalığının en çok ihmal edilen komplikasyonu olduğunu da sözlerine ekliyor... Dr. Price, diyabetologların, bu alanda da hastalarının sorunlarına çözüm üretmesi gerektiğini ve tedaviyi güçleştiren sorunların başında iletişimsizliğin geldiğini vurguluyor. Dr. Price, peniste sertleşme kaybının hastada başka psikolojik ve sosyal olumsuzluklara yol açtığına işaret ederek, ''Doktorunuza olabildiğince doğru ve ayrıntılı bilgi vermeye çalışın. Aslında bu rahatsızlığın çok yaygın olduğunu ve utanılacak bir şey olmadığını unutmayın'' diyor.
Uzman diliyle Viagra gerçeği
İngiltere'de görevli bulunduğu tıp merkezinde Viagra ile ilgili 6 yıldır süren çalışmalarından söz eden konuk profesör, ''20 diyabetli hastam 6 yıldır Viagra kullanıyor. Bunun dışında binden fazla hastama Viagra yazdım. Toplam başarı oranı yüzde 61 idi. Dünyada, Viagra'dan 168 ölüm olgusu bulunmaktadır. Ne var ki, kalp ve damar hastası olup da damar genişleticisi ilaç kullananların bir de üzerine Viagra hapı almaları kalp ilaçlarının etkisini güçlendireceğinden ölüme neden olabiliyor...'' dedi. Viagra'nın 1 saat sonra etkisini gösterdiğini ve etkinin 4 saat sürdüğünü söyleyen Dr. Price, Viagra'nın yan etkisinin düşük olduğunu, bunun da başağrısı, sindirim bozukluğu, ateş basması ve görme bozuklukları biçiminde ortaya çıktığını, bir önemli kuralın da Viagra'nın tok karnına alınmamasına dikkat edilmesini ifade etti.
Ülkemizde Viagra uygulaması
Prof.Dr. David Elwyn Price, Türkiye'de Viagra'nın sadece ürologlar tarafından muayene edilip, sonra bir heyet onayı ile reçete yazılmasını çok anlamsız bulduğunu söyleyerek, ''Doğrusu bu uygulamayı dünyada ilk yapan ülke olarak sizi tanıdım. Böyle komik bir uygulama utangaç Türk milletinin tedavi olanağını kısıtlamak demektir. İngiltere'de aile doktorları bile Viagra'yı rahatça yazabiliyor. Umarım bu yanlış politikadan vazgeçilir. Kadınlarda Viagra'nın kullanımı ile ilgili çalışmalar son aşamaya geldi.
Çalışmalara katılan arkadaşımdan öğrendiğime göre, deneylerde erkeklerde olduğu gibi kadınlarda olumlu bir etki alınamamış'' dedi.
Vural Ahı
Köpekler ve aşk
Aşık olmak istiyorsanız, hemen bir köpek edinin. İnsanoğlunun en sadık dostu yalnızca yoldaşınız olmakla kalmayıp, kendinize bir eş bulma olasılığınızı da arttıracaktır. Warwick Üniversitesi ruhbilim uzmanları köpeklerin olası eşler arasındaki buzların da çözülmesine katkıda bulunduklarını kanıtladı. Araştırmayı gerçekleştiren ekibin üyelerinden June McNicholas , "Elde ettiğimiz sonuçlar, cinsiyetiniz, görünümünüz ne olursa olsun, bir köpeğin varlığı insanların size yaklaşmalarına yardımcı olduğunu ortaya koyuyor," diyor.
McNicholas, yabancıları dikkate almamak üzere özel olarak eğitilmiş bir köpekle dostluk kurarak, hayvanın karşılıklı etkileşimi yüreklendirme yönündeki toplumsal yetisini araştırdı. Beş gün boyunca gündelik yaşamını bu köpeğin eşliğinde sürdüren McNicholas bu süre içinde kaç kez yabancılarla konuştuğunu kaydetti. Sonuçta, bu tür 156 görüşme yaptığına tanık oldu. Bunu izleyen beş günlük süre içinde yaşamını yalnız başına sürdüren araştırmacı bu dönemde yabancılarla yalnızca 50 kez görüştüğüne tanık oldu.
Her iki durumda da McNicholas'ın iletişim kurduğu insanların % 0'ını erkekler oluşturmaktaydı.
Daha sonra McNicholas'ın erkek meslektaşlarından biri deneyi, köpekli, köpeksiz, iki kez de kılık değiştirerek uyguladı. Kimi zaman şık giyindi; kimi zaman da pespaye bir kılıkla dışarıya çıktı. McNicholas, "Paspal göründüğünü biliyoruz, çünkü biri ona yaklaşıp mahalle yurdunun yolunu sordu. Bir başkası da dükkândan çıkıp ona bir börek uzattı," diyor. Her iki kılık değiştirmede de adam yanında köpek olduğunda yalnız olduğuna kıyasla 10 kat daha fazla insanla konuştu.
McNicholas elde edilen bu sonuçların, köpeklerin iki kişi arasındaki buzların çözülmesine yardımcı olduklarını ortaya koyduğuna dikkat çekiyor, aşka susayanlara bir ipucu daha veriyor ve "Basit bir eğitimle köpeğinizin çekici bulduğunuz kişilere kuyruk sallamalarını bile sağlayabilirsiniz," diyor. (ns., 19.2)
Dumanlı ten
Sigara yalnızca sağlığa zarar vermekle kalmayıp aynı zamanda dış görünümünüzü de olumsuz etkiliyor. Japon bilim adamları sigaranın bedenin deri yenileme düzeneğini bozarak tende kırışıklıklara neden olduğunu öne sürüyorlar. Dermatologlar bu bulgunun öteden beri savunulan, sigaranın derinin vaktinden önce eskimesine neden olduğu yönündeki görüşü doğruladığına dikkat çekiyorlar.
Deri sürekli devrede olan iki süreç arasındaki ince denge sayesinde sağlıklı ve diri görünümünü koruyor. Bu süreçlerden ilki eski deriyi yok ederken, ikincisi yeni derinin oluşmasını sağlıyor. Beden eski deriyi "matrix metalloproteinase" ya da kısaca MMP olarak bilinen enzimler aracılığıyla yok ediyor. Söz konusu enzimler normal derinin yaklaşık % 0'ini oluşturan kollagenlerin üretimine olanak tanıyan lifleri parçalıyor. Nagoya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Akimichi Morita sigaranın bedenin eski deriyi yok eden ve yenisini üreten doğal sürecini bozabileceğinden kuşkulandı. Bunun doğru olup olmadığını anlamak için Morita ve ekibi ilk olarak tuzlu bir eriyiğin içine sigara dumanı pompaladı. Bu dumanlı eriyikten alınan minik damlalar kollagen üreten deri hücreleri olan fibroplast örneklerine aktarıldı.
Dumanlı eriyiğin eklenmesinden bir gün sonra deri hücreleri incelenerek bunların ne miktarda MMP ürettikleri saptandı. Morita, sigara dumanına tutulan deri hücrelerinin normal deri hücrelerine kıyasla çok daha fazla miktarda MMP ürettiklerine tanık oldu. Sigara dumanının taze kollagen üretimini de % 0 oranında azalttığını belirten Morita sigara içenlerde bu iki etkinin bir araya gelmesi nedeniyle derinin vaktinden önce yaşlandığına dikkat çekiyor. (ns., 15.2)
Bilgisayar ve çocuğunuzun beyni
Uzmanlar bilgisayarın küçük çocukların beyinlerine zarar verebileceği konusunda anababaları uyarıyorlar. Böylesi bir uyarı çocuklarının çok küçük yaşlarda bilgisayarla tanışmaları gerektiğine inanan anababalarda kaygı uyandırdı. Amerikalı eğitimsel ruhbilim uzmanı Dr. Jane Healy Londra'da gerçekleştirilen bir toplantıda bilgisayarların çocukların gelişimine katkıda bulunmak şöyle dursun, dikkati dağıtıp, konuşma yeteneklerini engelleyerek, ruhsal sağlığını bozabileceğine dikkat çekti. Bu haber çocuklarına bilgisayar ve pahalı "öğrenme yazılımları" alamadıkları için kendilerini suçlayan anababaları büyük ölçüde rahatlatacak.
Anababa ve Çocuk 2000 konferansında söz alan Healy, çocukların bilgisayar ve televizyon karşısında harcadıkları zamanın kısıtlanması gerektiğini, iki boyutlu bir dünyada yaşamak yerine, çevresindekilerle iletişim kurmasının çok daha yararlı olacağını dile getirdi.
"Teknoloji tellâlları" adını verdiği kişilerin savını yerle bir eden Healy, her çocuğun evde ve okulda bir bilgisayarı olması gerektiği yönündeki görüşe karşı çıktı. Araştırmalar yedi yaşın altındaki çocukların bilgisayarsız çok daha sağlıklı olduklarını ortaya koydu. Dr. Healy konferansta anababaların suçluluk duygusuyla oynandığını ve onlara üç yaşına basan çocuğun bir bilgisayarının olmaması durumunda ileride bir meslek sahibi olamayacakları görüşünün aşılanmaya çalışıldığına dikkat çekerek, bilgisayarın çocuğun okulda öğrenmesini güçleştirdiğini ve gerçekte beyinsel gelişimine zarar verdiğini belirtti.
Gülme yetisi
çocukluktan gelişiyor
İngiliz biyologlara göre, olayların gülünç yönünü algılama yeteneğinin genlerle değil, yetiştirilmeyle ilgisi var. İngiliz bilim adamları, söz gelimi Gary Larson 'un karikatürlerini sevip sevmediğinizin yetiştirilme biçimine göre değiştiğine, şakadan anlama yeteneğinin biçimlenmesinde gençlerin hiç de etkili bir rol oynamadığına şaşkınlıkla tanık oldular. Çekingenlik, cıvıl cıvıl olma ve girişkenlik gibi kişilik özelliklerinin büyük bir bölümü en azından kısmen genler tarafından belirleniyor. Böyle olunca, bilim adamları aynı şeyin şaka yeteneği için de geçerli olduğunu düşündüler. Londra'daki St. Thomas Hastanesi'nden Tim Spector, Lynn Cherkas ve ekibi bunun doğru olup olmadığını anlamak amacıyla 71 çift, tek yumurta ikizi ile 56 çift, çift yumurta ikizinin nükte yeteneklerini sınadı. Çiftlerin her biri birlikte yetişmişlerdi.
Ekip çiftlerden ayrı odalara gitmelerini ve beş karikatüre 0-10 arasında bir puan vermelerini istedi. 0 puan karikatürün "bir kâğıt tüketimi" olduğu anlamına gelirken, 10 puan "en gülünç" karikatür anlamını taşıyordu. Sonuçlar karikatürün gülünçlüğü konusunda kardeşlerin benzer görüşlere sahip olduklarını ortaya koydu. Gelgelelim, genleri tıpatıp aynı olan tek yumurta ikizleri bu konuda çift yumurta ikizlerinden farklı bir tavır sergilemediler. Bu durum da kardeşlerin aynı şeylere gülmelerinin genlerden çok, yetiştirildikleri ortamla ilintili olduğunu gösteriyor.
Spector, "Bu son derece ilginç, çünkü çoğu kişilik özelliği genlerden kaynaklanır. Elde edilen veriler nükte yeteneğinin büyük ölçüde etkilere bağlı olduğunu gösteriyor. Bu da çok gözde fıkraların neden ulustan ulusa büyük farklılıklar gösterdiğine bir açıklama getirebilir," diyor. (ns., 15.2)
Kemoterapiye bağlı saç dökülmesine son
Saç dökülmesi kemoterapi uygulanan kanserli hastaları en çok ürküten şeylerden biridir. Kimi hastalar salt bu korku yüzünden hekime başvurmaktan bile çekinirler. Şimdi bilim adamları saç dökülmesini engelleye bir krem ya da jelin yakında bu tür hastaların imdadına yetişeceğini müjdeliyorlar.
Glaxo Wellcome ilaç şirketinden Stephen Davis ve meslektaşları GW8510 adlı bir ilacı çok yaygın bir kemoterapi türü olan Etoposide verilmeden önce farelerin kafa derilerine uyguladılar. Hayvanların yarısında tüy dökülmesine rastlanmazken, öteki yarısında dökülmenin büyük ölçüde azaldığına tanık olundu. Öte yandan, GW8510 verilmeyen farelerin tüylerinin büyük bir bölümünün döküldüğü görüldü.
Kemoterapi ilaçlarının büyük bir bölümü hızla bölünmekte olan hücrelere saldırırlar. Bunlar, ne yazık ki, hızla büyüyen kanserli hücrelerin yanı sıra, saç bezlerinin çevresindeki hücreler gibi, hızla bölünen sağlıklı hücreleri de yok ederler. Kemoterapi uygulanan hastalarda görülen saç dökülmesi bundan kaynaklanır.
GW8510 geçici olarak hücre bölünmesini durdurmak suretiyle saç dökülmesini engelliyor. Bileşim kafa derisine sürüldüğünde yüzeye yakın hücrelere geçerek CDK2 adıyla bilinen önemli bir enzimi etkisiz duruma getiriyor. CDK2 enziminden yoksun kalan hücreler çevrimin bir aşamasında takılıp kalıyor ve böylece kemoterapi ilaçlarının yarattığı etkilerden korunmuş oluyor.
Söz konusu ilacın şimdi insanlar üzerinde denenmesi bekleniyor. İlacın krem ya da jel biçiminde üretileceği, hastaların kemoterapi uygulamadan önce bunu başlarına tıpkı şampuan gibi sürecekleri ve birkaç saat sonra yıkayacakları beirtiliyor.
Sıcaklığa göre tat
Amerikalı bilim adamları, yalnızca olağanüstü koşullarda, yiyecekler denli sıcaklığı da tadabileceğimizi belirtiyorlar. Bilim adamları dilin hızla soğutulmasının çoğu kişinin ağzında eksi ya da tuzlu, soğuk bir dilin ucunun ısıtılmasının ise şekerli bir tat bıraktığını ortaya koydular.
Yale Tıp Fakültesi'nden Barry Green , "Bu tat alma sisteminin en temel özelliklerinden birini oluşturmaktadır. Ancak sistem evrimden geçtiğinden, bu durum normalde gündelik yaşamımızı etkilemez," diyor.
Green, gerçekleştirdiği bir dizi deneyde, deneklerin dillerini normal sıcaklık olan 37 derecenin altına düşürdü. Dil sıcaklığı 20 derecenin altına indiğinde kimi denekler ağızlarında ekşi ya da tuzlu bir tadın ayırdına vardılar. Deneklere ve dilin yüzeyine göre farklılıklara rastlanmakla birlikte, en yaygın tepki dilin ucu 20 dereceden 35 dereceye çıkartıldığında duyumsanan şekerli tat duygusu oldu. Green, üzerlerindeki çeşitli deneyler yapılan deneklerin üçte ikisinin sıcaklığa göre değişen bu tatlardan en az bir tanesini duyumsadığına, dilin yan kesimlerinin soğutulması sonucunda ekşi, arka kesiminin soğutulmasında ise kimilerinin ağzında acı bir tat kaldığına dikkat çekiyor. Tat alıcıları aldıkları sinyalleri sıcaklığa duyarlı sinir lifleri aracılığıyla beyne iletirler. Gelgelelim, bilim adamları bugüne dek sinir sisteminin sıcaklığa gösterilen tepkileri filtreden geçirdiğine inanıyorlardı. Cincinnati Üniversitesi'nden Robert Frank , "Ağzınıza soğuk su aldığınızda tadı hiçbir şeye benzemez. Sorun sıcaklığa bağlı tadın açıklanmasından çok, genelde neden bu tatları duyumsamadığımıza bir açıklama getirilmesidir," diyor.
Green sıcaklığa bağlı tat alma tepkisinin genellikle gizli kaldığını düşünüyor ve "Ağzınıza aldığınız şeylerin büyük bir bölümünün belli bir tadı vardır. Ancak bu tadı belli koşullarda duyumsayabilirsiniz," diyor. Green, söz gelimi, dondurma yedikten sonra dilin ısınma hızının ağızda şekerli bir tat bırakamayacak denli yavaş olduğunu düşünüyor ve doğuştan sıcaklığa duyarlı iseniz böylesi bir etkiyi evinizde yaratabileceğinize dikkat çekerek, "Bir buz parçasını dilinizin ucuna tutarsanız, bunun birkaç saniye içinde ağzınızda tuzlu bir tat bıraktığına tanık olursunuz," diyor.
Yalnızca erkekler için değil
Erkeklerin iktidarsızlık sorununa çözüm olarak geliştirilen Viagra çocuk sahibi olmanıza da katkıda bulunabilir, ama sizin düşündüğünüz biçimde değil. Nevada'lı bilim adamlarına göre, bu minik mavi haplar kadınların gebe kalmalarına da yardımcı olabiliyor.
Sher Doğum Enstitüsü'nden Geoffrey Sher dölyollarına kusursuz bir oğulcuk yerleştirildiğinde bile gebe kalmakta güçlük çeken bir grup kadın olduğunu ortaya koydu. Bunun çeşitli nedenleri vardı: Kimilerinde iltihaplanma ya da lifli ur vardı; kimileri anneleri bir zamanlar düşüğe karşı uygulanan, şimdi ise kansere yol açtığı gerekçesiyle yasaklanan "diethyl-stilboestrnol" adlı ilacı kullanmışlardı.
Ne var ki, bu kadınlar arasında tek bir ortak özellik göze çarpmaktaydı. Bu da dölyatağı zarının sağlıklı oğulcukları bile barındıramayacak denli ince olmasıydı. Sağlıklı kadınların çoğunda söz konusu zarın kalınlığı yumurtlama başladığında en az 8 milimetreye ulaşır. Sher'in hastalarının çoğunda ise zarın kalınlığı bnun hemen hemen yarısı kadardır. Bu da, kas dokusunun dölyatağı duvarına giden kanın çok az olmasıyla ilintiliydi.
Sher dölyatağına daha fazla kan gitmesini sağlamak amacıyla çeşitli yöntemler denedi. Kimi hastalarından nitrik oksit yayarak kan damarlarının gevşemesine neden olduğu bilinen nitrogliserin parçaları takmalarını istedi. Bunlar kadınların gebe kalmalarına yardımcı olmakla birlikte, baş ağrısı, bulantı, ani tansiyon düşmesi gibi yan etkileri dayanılmazdı.
Viagra piyasaya çıkınca Sher bu ilacın kadınların da işine yarayabileceğini anladı. Çünkü Viagra, tıpkı nitrogliserin gibi, kan damarlarını gevşetici bir etki yaratıyordu. Üstelik yan etkileri de pek fazla değildi.
Sher yapay yöntemlerle gebe kalma girişimleri en az üç kez başarısızlıkla sonuçlanan dört kadını denek olarak kullandı. Deneklerin dölyatağına giden kan miktarını ve zar inceliğini ölçen Sher onlara 25 miligram Viagra içeren, özel olarak hazırlanmış fitillerden uyguladı. Bir hafta boyunca günde dört kez ilacı kullanan kadınlarda Viagra'nın kan akışı miktarını ve dölyatağı zarının kalınlığını çarpıcı bir biçimde arttırdığına tanık oldu. Araştırma sonunda deneklerden üç gebe kaldı; ikisi sağlıklı birer bebek doğurdu.
Sher elde ettiği bulguların yalnızca bir başlangıç olduğunu, araştırmanın daha ayrıntılı bir biçimde sürdürüleceğini belirtiyor ve, "İşimiz artık günlere değil, saatlere kaldı. Kısa bir süre içnide çalışmaların tamamlanacağını, her şey yolunda giderse bu türde kısırlık sorunu olan kadınların yakında doğal yöntemlerle gebe kalabileceklerini umuyorum," diyor.
Rita Urgan
Viagra kadında kullanılabilir mi?
Viagra'nın kadınlarda etkilerini araştıran çalışmalar başladı.
Doç. Dr. Ateş Kadıoğlu (*)
Dr. Engin Kandıralı (**)
Penisin sertleşme mekanizması üzerine 1983 yılında başlayan çalışmalar 1990'lı yıllarda moleküler biyoloji düzeyinde yoğunlaşmış ve bu da sildenafil (Viagra) adlı ilacın günümüzde erkek erektil disfonksiyon tedavisinde kullanıma girmesi ile sonuçlanmıştır.
Kadında seksüel uyarı ve orgazmda başrolü oynayan organlardan biri klitoristir ve erkekteki penise karşılık gelir. Klitoris anatomik olarak iki silindir (korpus kavernosum) ve bunların üzerine oturmuş bir şapkadan (glans) oluşur. Her silindir bir fibröz kılıf ile çevrili olup, klitoris içinde süngersi doku olarak % 5 oranında düz kas vardır. Aynı peniste olduğu gibi klitoral arterler kan akımını sağlar ve daha ince olan uç dalları ise düz kas gerginliğini regüle eder. Seksüel aktivite sırasında klitoristeki düz kaslar gevşer, içi kanla dolar ve böylece klitoris irileşir. Buradaki düz kasların gevşemesi için hücre içinde ikincil haberci olan cGMP düzeyinin artması gereklidir. cGMP'nin sentezi nitrik oksidin klitoral silindirlerdeki süngersi dokuyu gevşettiği ve vagina düz kasında da gevşeme sağladığı kanıtlanmıştır.
Özellikle menopozdan sonra pek çok kadın cinsel ilişki sırasında huzursuzluk, vaginada kuruluk ve vagina uyarılma eşiğinin yükselmesinden yakınmaktadır. Yine bu grupta % 3'e varan oranlarda cinsel isteksizlik ve orgazm bozukluğu bildirilmektedir. Kadında cinsel yakınmalara bu sıklıkta rastlanmasına rağmen kadın cinsel fonksiyon ve seksüel disfonksiyon patolojisini açıklayacak fizyolojik mekanizmalar henüz tam olarak ortaya konmamıştır.
Bilindiği gibi Viagra fosfodiesteraz tip 5 enzimini inhibe ederek cGMP'nin yıkımını engeller ve hücre içi düzeyinin yüksek kalmasını sağlar. cGMP klitoris süngersi dokusunda gevşeme sağladığı ve Viagra da klitoristeki cGMP düzeyini arttırdığı için Amerika Birleşik Devletleri'nde FDA (Food and Drug Administration) Viagra'nın kadınlarda etkinliğini inceleyen bir çalışma başlatmıştır. Klitoris orgazm sırasında irileşir ancak sertliği devam ettirecek mekanizmalar bulunmadığından sertliği penis sertliğine ulaşmaz. Bu nedenle Viagra verilen kadınlarda tedavi ölçüsü olarak klitoris sertleşmesi değil orgazm parametre olarak alınacaktır. Cinsel ilişkiden 1.5-2 saat önce alınan Viagra sonrası kadınlarda ilişki sırasında vaginal salgı ve orgazm değerlendirilecektir. Bu çalışma ile kadınlarda orgazmın, Viagra ile olumlu olarak etkilendiği gösterilirse yeterli uyarıya rağmen orgazm olamayan kadınlar da Viagra'dan yararlanabilecektir.
Çalışmanın sonuçları merakla beklenmektedir. İlaç kadın popülasyonuna da hitap ederse kullanıcı hedef kitle artacağından satış rekorları kırabilir.
Medyaya ise yeni bir uğraş alanı çıkacaktır. Viagra alan erkeklerde ilacın etkinliğini bildiren haberler görsel ve yazılı basında yer almıştır. Bu kez Viagra alan erkek ile Viagra alan kadın arasındaki cinsel ilişkiyi anlatan makaleler yayınlanacaktır.
(*, **) İ.Ü.İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.
Kaynaklar
1- Park, K. ve ark.: Sildenafil inhibits phosphodiesterase type 5 in human clitoral corpus cavernosum smooth muscle. Bioc. and Biop. Res. Com.
2- Sadeghi-Nejad H. Ve ark.:Impotance is a couple 's disease: Studies in female sexual dysfunction. J. Urol 1996; 155: 677 A.
3- Goldstein, M.K., Teng, N.N.: Gynecologic factors in sexsual dysfunction of the older women. Clin. Geriatr. Med. 1991; 7: 41-61.
4- Burnett, A.L. ve ark.: Immunohistochemical description of nitric oxide synthase isoforms in human clitoris. J. Urol. 1997; 158: 75-78.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/2/2006 - Sağlık... Sağlık...
sağlık
Viagra yalnızca erkekler için değil!
Erkeklerin iktidarsızlık sorununa çözüm olarak geliştirilen Viagra çocuk sahibi olmanıza da katkıda bulunabilir, ama sizin düşündüğünüz biçimde değil. Nevada'lı bilim adamlarına göre, bu minik mavi haplar kadınların gebe kalmalarına da yardımcı olabiliyor.
Sher Doğum Enstitüsü'nden Geoffrey Sher dölyollarına kusursuz bir oğulcuk yerleştirildiğinde bile gebe kalmakta güçlük çeken bir grup kadın olduğunu ortaya koydu. Bunun çeşitli nedenleri vardı: Kimilerinde iltihaplanma ya da lifli ur vardı; kimileri anneleri bir zamanlar düşüğe karşı uygulanan, şimdi ise kansere yol açtığı gerekçesiyle yasaklanan "diethyl-stilboestrnol" adlı ilacı kullanmışlardı.
Ne var ki, bu kadınlar arasında tek bir ortak özellik göze çarpmaktaydı. Bu da dölyatağı zarının sağlıklı oğulcukları bile barındıramayacak denli ince olmasıydı. Sağlıklı kadınların çoğunda söz konusu zarın kalınlığı yumurtlama başladığında en az 8 milimetreye ulaşır. Sher'in hastalarının çoğunda ise zarın kalınlığı bunun hemen hemen yarısı kadardır. Bu da, kas dokusunun dölyatağı duvarına giden kanın çok az olmasıyla ilintiliydi.
Sher dölyatağına daha fazla kan gitmesini sağlamak amacıyla çeşitli yöntemler denedi. Kimi hastalarından nitrik oksit yayarak kan damarlarının gevşemesine neden olduğu bilinen nitrogliserin parçaları takmalarını istedi. Bunlar kadınların gebe kalmalarına yardımcı olmakla birlikte, baş ağrısı, bulantı, ani tansiyon düşmesi gibi yan etkileri dayanılmazdı.
Viagra piyasaya çıkınca Sher bu ilacın kadınların da işine yarayabileceğini anladı. Çünkü Viagra, tıpkı nitrogliserin gibi, kan damarlarını gevşetici bir etki yaratıyordu. Üstelik yan etkileri de pek fazla değildi.
Sher yapay yöntemlerle gebe kalma girişimleri en az üç kez başarısızlıkla sonuçlanan dört kadını denek olarak kullandı. Deneklerin dölyatağına giden kan miktarını ve zar inceliğini ölçen Sher onlara 25 miligram Viagra içeren, özel olarak hazırlanmış fitillerden uyguladı. Bir hafta boyunca günde dört kez ilacı kullanan kadınlarda Viagra'nın kan akışı miktarını ve dölyatağı zarının kalınlığını çarpıcı bir biçimde arttırdığına tanık oldu. Araştırma sonunda deneklerden üç gebe kaldı; ikisi sağlıklı birer bebek doğurdu.Sher elde ettiği bulguların yalnızca bir başlangıç olduğunu, araştırmanın daha ayrıntılı bir biçimde sürdürüleceğini belirtiyor ve, "İşimiz artık günlere değil, saatlere kaldı. Kısa bir süre içnide çalışmaların tamamlanacağını, her şey yolunda giderse bu türde kısırlık sorunu olan kadınların yakında doğal yöntemlerle gebe kalabileceklerini umuyorum," diyor.
Rita Urgan
New Scientist, 8 Nisan
Kadın gözüyle Viagra
Soru: Cinsel iktidarsızlık sorunu olan erkekler için Viagra bir çözüm. Peki, Viagra kullanan erkeklerin eşleri bu konuda ne düşünüyor?
Yanıt: Bu güne dek Viagra'nın erkekler üzerindeki etkisi bilimsel ve bilimsel olmayan çevrelerde pek çok kereler tartışmaya açıldı. Ancak kimsenin aklına bu tedavinin kadınlar üzerindeki etkisini araştırmak gelmedi. Saygın İngiliz gazetelerinden ''The Times''ın sağlık sayfasında yer alan bir inceleme yazısında eşleri Viagra kullanan kadınların ne düşündüğü ele alınıyor. Psikoterapist Christine Weber adındaki bir terapistin deneyimlerinden yola çıkarak kaleme alınan yazıda, psikoterapi gören bir kadının görüşlerine yer veriliyor:''Cinsellikten uzak bir yaşamdan birdenbire cinsellik yüklü bir yaşama geri dönmek pek kolay olmadı. Son 10 yıldır kocamla cinsel yaşantımız masum bir öpücük ve sarılıp yatmaktan ibaretti. Benim için yatak, kitap okuduğum, dinlendiğim, uyuduğum ve çikolata yediğim bir sığınaktı. Artık menopoz dönemini çoktan geride bıraktım ve ayrıca hormon tedavisi de görmüyorum. Bu nedenle cinsel organlarımın, bunca yıllık aradan sonra, faal duruma geçmesinden pek de hoşnut kaldığımı söyleyemem. İşin fenası kocam bu yeni durumundan son derece memnun. Ereksiyon durumunda yüzünde meydan savaşı kazanmış bir komutanın ifadesini görüyorum. Bu durumda ne yapacağımı bilemiyorum. Cinsel ilişkiyi reddetmeli miyim? Yoksa kocamı mutlu etmek için sıkıntıya katlanmalı mıyım? Ben reddedersem kocam başka tatmin yolları arar mı? İlişki bu şekilde yürümez ise 34 yıllık evliliğimi bozma cesaretini gösterebilir miyim? Kısaca kocamın başına konan talih kuşu benim bunalıma girmeme neden oldu. Bu yaşımda huzur ve güvence ararken, kendimi boşlukta buldum.''
Bu vakada en azından kadının, eşinin cinsel sorunlarından haberdar olduğu anlaşılıyor. Pek çok erkek eşine iktidarsızlık sorunu olduğunu itiraf edemez. Cinsel ilişkiden kaçarak, uyuma taklidi yaparak geçici çözümlerle sorunu geçiştirirler. Sözlü iletişimin çok zayıf olduğu bu gibi durumlarda Viagra iki taraf için de mükemmel bir çözümdür.
Diğer bir kadın grubunu başarılı iş kadınları oluşturur. Bu tip kadınlar için her şey bir plan ve program dahilinde yürütülmelidir. Zeki, başarılı ve yaşamlarında rastlantıya yer vermek istemeyen bu kadınlar hamile kalacakları zamanı kendileri belirlemek ister. Hamile kalmak istedikleri zaman belirli zamanlarda kocalarından olağanüstü performans beklerler. Ne var ki pek çok erkek için bu korkutucu ve panik yaratan bir durumdur. Kendilerini sperm üreten bir makine gibi hisseden bu erkekler, cinsel ilişkinin bir görev haline gelmesinden rahatsızlık duyarlar. İşte bu durumdaki erkekler için Viagra sanki Tanrı'nın bir lütfudur. Bu bağlamda 2000 yılında doğacak bebeklerin pek çoğunun Viagra desteği ile dünyaya geleceğine kesin gözüyle bakılıyor.
Pek çok kadın ise eşlerinin Viagra kullandığından haberdardır ve durumdan katiyetle şikâyetçi değildirler. Gençliklerinde oldukça hareketli bir cinsel yaşamları olan bu yaşlı kadınlar, cinsel yaşamları sona erdiği zaman genellikle şikâyet etmezler veya bu konuda konuşmazlar, çünkü pek çoğu için cinsel konular tabudur ve gizli tutulması gerekir. Ancak yaşları ne olursa olsun Viagra'nın onlar için açtığı kapıdan severek geçerler. Mildred bu kadınlardan biri. Kendisi 79 yaşında ve kocası Tom kendinden 2 yaş büyük:''Seks her zaman bizim için önemliydi. Şimdi yine eskiye dönebildiğimiz için çok mutluyum. Bence Viagra muhteşem bir olay. Bazen Tom ile birlikte bütün günü yatakta geçiriyoruz.''
Viagra yaşlılar arasında yeni ilişkilerin kurulmasına yardımcı oluyor. Fiziksel aşkın geçmişte kaldığını düşünen yaşlılar, Viagra'nın desteği ile gençleri kıskandıracak tarzda ilişkiler yaşayabiliyorlar. 75 yaşındaki Ted bu konuda şunları söylüyor: ''Viagra bu yaşta harikalar yaratıyor. Tam cinsel yaşamınızın sona erdiğini düşündüğünüz bir anda Hızır gibi imdada yetişiyor. Bu mutluğun bedelini ne olursa olsun ödemeye hazırım.''
Cinselliğe çok meraklı olmasalar da Viagra'nın piyasaya çıkmasını memnuniyetle karşılayan bir grup kadın daha var. Jill bunlara tipik bir örnek:''Seks benim için hiçbir zaman ilk planda gelmedi. Seks olmadan da evliliğimi rahatlıkla sürdürebilirim. Hatta bir fincan kahveyi sekse tercih edebilirim. Ancak son 6 yıldır kocamı pençesine alan iktidarsızlık sorunu beraberliğimizi çekilmez hale getirdi. Bu durumundan beni sorumlu tutan Richard, kronik bir depresyon içine girdi. Bazı günler ayrılmayı dahi düşündüğümü itiraf etmeliyim. Ancak Viagra kullanmaya başladığından beri eski bunalımlı Richard gitti, yerine neşeli, kendinden emin ve mutlu bir Richard geldi. Eski mutluluğumuza yeniden kavuştuk.''
VİAGRA'NIN YAN ETKİLERİ: 69 ÖLÜM
Kalp sorunu olan erkeklerde ölümcül akciğer komplikasyonlarına yol açıyor.
Özellikle kalp rahatsızlığı olan erkeklerde Viagra'nın potansiyel sağlık tehlikeleri doğurduğu New England Journal of Medicine' de açıklandı. Yayımlanan araştırmaya göre Viagra kalp problemi olan erkeklerde ölümcül akciğer komplikasyonlarına da sebep olabiliyor. Aynı zamanda, eşleri Viagra kullanan kadınlarda idrar kesesi enfeksiyonlarına rastlanabiliyor. Nitroglycerin gibi ilaçları kullanan kalp hastalarında bu ilacın tehlikeli olduğu zaten biliniyordu.
Fakat, Los Angeles Cedars-Sinai Tıp Merkezi'nden Dr .P.K.Shah , nitroglycerin kullanmayan erkeklerde de Viagra aldıktan sonra aynı problemlere rastlandığını söylüyor. Yapılan incelemeler Viagra'nın kalp ritmini bozduğunu gösterdi. Pennsylvania Üniversitesi'nden Ira Schwartz ve Dr. David McCarthy , "Son çalışmalar kalp hastası olan erkeklerin % 1'inin kaslarına cinsel ilişki sırasında yeterince oksijen gitmediğini gösteriyor" diyor. Bunların % 'sinde bir sorun yaşanmasa da % 4'ü şiddetli göğüs ağrılarından şikayetçi ve nitroglycerin tedavisi görüyorlar.
Pfizer'in açıklaması
Pfizer, nitroglycerin ve Viagra kombinasyonunu kullanan erkekler üzerinde araştırma yaptı ve kan basıncındaki düşüşün ölümcül olabileceğini açıkladı.. Viagra'nın bir başka yan etkisine de akciğer hastalığı olanlarda rastlandı. İki günlük periyotlarla 3 defa Viagra kullanan bir adam ölümcül akciğer problemi yaşadığını bildirdi. Doktorlar, akciğer problemi olan insanların çok dikkatli olması gerektiğini söylüyorlar.
Viagra kullanan erkeklerin eşlerinin % 5'inde idrar torbası enfeksiyonlarına rastlandı. Uzmanlar,"Viagra kullanan erkekler eşlerini bol miktarda su içmeleri ve cinsel ilişkiden hemen sonra idrarlarını boşaltmaları konusunda uyarmalı. Böylece olası bir enfeksiyon önlenebilir." diyorlar. Geçen ay FDA (Besin ve İlaç Yönetimi), sadece ABD'de Viagra sonucu 69 ölüm vakası yaşandığını bildirdi. Ancak, New England Journal of Medicine' de de açıklandığı gibi direkt bir etki-tepki ilişkisi henüz kurulamadı. Ölen 69 erkeğin 20'si aynı zamanda nitroglycerin kullanıyordu ve bunların 18'i ya cinsel ilişki sırasında ya da hemen sonra ölmüştü. FDA yetkilileri, "Yan etki raporlarının giderek artması bu olayların direkt Viagra sonucu olduğunu göstermiyor. Başka faktörler de etkili olabilir. Bu yüzden, daha fazla araştırma yapılmalı." diyorlar. Sevil Duvarcı http://www.cnn.com
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/1/2006 - Bilim ve Mefkure/ Köprülüzade Fuat
| Bilim Teknik 24.12.2005 |
|
Bilim ve Mefkure
Bilim tutkusu bir toplumda ne kadar güçlenirse, toplum da o denli kuvvetli olur.
Köprülüzade Fuat
Mefkureciliğin (ülkücülüğün) belki en önde gelen bir temsilcisi olarak tanıdığım Ziya Gökalp'in bir değerlendirmesini daima hatırlarım. Bir gün, kalabalık bir toplulukta, bizde bilim hayatının gelişmediğinden, gerçek anlamıyla alimlerimizin bulunmadığından söz edildiği bir sırada, merhum demişti ki;
"Bunun başlıca nedeni milli mefkureden (idealden, ülküden) yoksunluktur. Bir defa ruhlarımızda bu ateş yansın, onun ışığı memleketin muhtaç olduğu alimleri de yetiştirecektir."
Ziya, bazı karşıtlarının haksız olarak iddia ettikleri gibi, herhangi bir meseleyi yalnız bir cepheden görmekle yetinen basit bir adam değildi. Yalnız, çevre üzerinde kuvvetle etkili olmak ve etrafındakilerin inancını daima takviye etmek isteyen her aydınlatıcı gibi, matematiksel bir kesinlikle hükümlerini verir, muhataplarında yeni bir inanç uyandırmak isterdi. Ortaçağ zihniyetini yıkmak ve Osmanlılık kavramına saplanıp kalan softalara ve züppelere karşı tepki göstermek için memleketteki bütün fenalıkları, bütün yoksullukları milli mefkureden yoksun oluşumuza atfederdi. İşte o gün, çoğunluğu kozmopolitlerle medreselilerden oluşan toplulukta o tür bir dil kullanmasının başlıca nedeni de buydu. Yoksa çok geniş bilgisi ve çok kişisel görüşleriyle cidden bir harika olan bu büyük düşünürün, toplumsal gelişimin her türlü nedenlerini layıkıyla kavramamış olması asla düşünülemez.
ÜMMET BİLİNCİ ORTAÇAĞA AİTTİR
İyi düşünülecek olursa, Ziya'nın değerlendirmesinde her halde bir gerçek payı bulmamak mümkün değildir. Henüz milliyet duygusunu duymayarak sadece ümmet vicdanına, ümmet bilincine sahip olan sosyal bir topluluk tamamıyla ortaçağa ait bir oluşumdur. Böyle bir oluşum içinde serbest düşüncenin yeri yoktur ki, orada modern anlamıyla bilim var olabilsin. Son zamanlara kadar memleketimizde bilim ve alim denilince, sadece dini nitelikte medrese bilgilerinin ve medrese adamlarının hatıra gelmesi, müsbet bilimlerin hiçbir yerinin olmaması buna bir kanıt değil midir? Daha birkaç yıl öncesine gelinceye kadar, Şeyhülislamlık kurumu karşısında serbest düşünmeye ve bu serbest düşünceleri açıklamaya imkan var mıydı? Bu durumda ve bu zihniyette bulunan bir memlekette modern bilim düşüncesinin gelişmesine imkan olamayacağı adeta bir aksiyomdur. Türk milleti ancak kendi milliyetini idrak ettikten sonradır ki, hakimiyetini kendi eline aldı ve milliyet esaslarına dayanan bir milli devlet kurmayı başardı. Bu nedenle, memlekette modern bilimin gelişmesi ve ilerlemesi de ancak bundan sonra mümkün olabilecektir. İşte bu şekilde düşünülecek olursa Ziya'ya hak vermemek mümkün müdür?
Türk milletinin, daha İslamiyet'ten önceki zamanlardan başlayarak bugüne kadar fikir ve sanat alanlarında yaptığı işler, genellikle sanıldığından çok fazladır. Geçmişimize ait arkeoloji ve tarih araştırmalarının sürekli ilerlemesi sayesinde, İslamiyet'ten önce olsun, İslam medeniyeti çerçevesinde olsun Türk'ün fikir ve sanat hayatına hiçbir zaman ilgisiz kalmadığı her gün daha kuvvetle anlaşılıyor. En azından 1200 yıldan beri Türklerin edebiyatı olduğu, Türk halk edebiyatının komşu kavimler üzerinde izler bıraktığı, İslam mimarisi dahilinde Türk mimarisinin bağımsız ve çok kuvvetli bir gelişim geçirdiği, İslam medeniyetinin oluşumunda Türklerin büyük ve canlı bir rolü olduğu adeta aksiyom hükmüne girmiştir. Ancak, bütün bunlara rağmen, dünya tarihinin genel yürüyüşü üzerinde Türklerin maddi bakımdan, bu manevi rolle karşılaştırılamayacak kadar büyük bir etkisi olduğunu unutmamalıyız. Türk'ün maddi ve manevi alanlardaki bu etkilerini karşılaştırınca ulaştığımız sonuç şudur; tarihin hiçbir döneminde manevi kuvvetimiz maddi kuvvetimizle orantılı olmamıştır. Fikir ve sanat alanında kendisini gösteren manevi kuvvetimiz, her zaman siyaset ve askerlik alanında kendini gösteren maddi kuvvetimizden çok aşağıda kalmış, onunla eşit sayılabilecek bir mertebeye asla yükselmemiştir.
Burada bu olayın nedenlerini analize kalkışacak değiliz. Sonuçlarına gelince, son asırlara kadar Türk'ün maddi kuvveti için o kadar zararlı olmayan bu dengesizliğin, iki asırdan beri çok elim sonuçlar verdiğini biliyoruz. Özellikle bugün, bilim ve onun uygulamasından ibaret olan teknik bütün hayatın yürüyüşüne hakim olmuş, maddi kuvvet manevi kuvvetin bir sonucu, adeta bir doğal ürünü olmuştur. Bilimde ve bilimin uygulamasında yani fikri ve manevi alanda hangi milletler daha çok ilerlemişse maddi kuvvet de onlardadır. Ve bugünkü genel hayat mücadelesinde ancak manen kuvvetli olanlar kazanabiliyor. Genel hayatın bu açık doğrultusu karşısında, manevi kuvvetlere ve değerlere yani bilime ve sanata artık eskisi gibi ilgisiz kalamayız.
TOPLUMSAL KUVVETİN ÖLÇÜSÜ, BİLİMİN DERECESİDİR
Okullar, üniversiteler, laboratuvarlar, kütüphaneler ve diğer her türlü bilim ve kültür kurumları, bugünkü ilerlemeye göre, birer milli savunma kurumlarından başka bir şey değildir ve milletlerin maddi kuvvetleri de her şeyden önce bu manevi kuvvetlerin derecesiyle ölçülüyor.
Bu ihtiyacı çok derinden duyan ve bu gerçeği pek iyi anlayan Cumhuriyet yönetimi, memlekette kültür düzeyini yükseltmek, ihtiyaç duyduğumuz bilim kurumlarını hızla kurmak, bunları yaşatacak maddi ve manevi araçları sağlamak için her gün daha artan bir gayretle çalışıyor. Bu çalışmanın başarıyla ve hızla sonuçlanması, ürün vermesi için gençliğin fikir hareketleriyle yakından ilgili olması ve bu tür manevi değerlere karşı kuvvetli bir ilgi, derin bir ihtiras duyması lazımdır. İnsani ihtirasların şüphesiz en asili olan bu bilim ihtirası, yani gerçek ve fazilet aşkı bir toplumda ne kadar kuvvetlenirse, toplum da maddi ve manevi bakımdan o kadar kuvvetli olur. Bununla birlikte, aralıksız emek, fedakarlık, alçakgönüllülük ve samimiyet gibi çok insani esaslara dayanan bilim ve uzmanlık hayatına atılmak için, büyük bir iradeye ve özellikle milli ve insani bir mefkureye sahip olmak zorunludur. Memleketin milli mefkureden yoksun olduğu zamanlarda, aramızda bu tür insanların yetişmemesini doğal görebilirdik. Fakat şimdi, bu milli ihtiyacın bir an önce tatminine mecburuz. Kalplerinde milli mefkurenin kutsal ateşi yanan gençler, sınırda nöbet bekleyen askerin ruhundaki fedakarlık hisleriyle görevlerine sarıldıkları zaman, muhtaç olduğumuz bilim adamlarına kavuşabileceğiz.
Hayat, Sayı 54, 8 Aralık 1927, Cilt III, s.21-22., Ankara. |
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Kastamonu- Taşköprü Lisesi 1985-1986 Yılı Mezunları İletişim Adresi
Kategoriler
Arkadaşlarım
• yeniedebiyat • alisahin37 • hasan37 • yedincisanat • guldeste • kastamonunet • oykuleroykuculer • siirlersairler • esedereli • kozan
|