Ankaralı Eczanesi

12/2/2006 - Eğlenceli iş...

Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış   

Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü   

Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları

 
Eğlenceli iş...

Seks üzerine araştırmalar yapan Kinsey Enstitüsü'nün Müdürü John Bancroft ile Viagra, kadında ereksiyon, yaşlıların zevk alması ve daha niceleri üzerine söyleşi

Dr. Bancroft, Kinsey Enstitüsü 50 yıldır ABD'lilerin seks hayatını inceliyor. Ama burada bazı sorunlar var. Örneğin, hangi erkek seks gücü hakkında doğruyu söyler?

Bancroft: Evet erkekler bu konuda ne söyleyeceklerini şaşırıyorlar..

Viagra çıkmasaydı, kimse dünyada kaç milyon erkeğin ereksiyon sorunu yaşadığını öğrenemeyecekti. Sorunun bu boyutlarda olduğu sizin enstitünüz tarafından biliniyor muydu?

Bancroft: Taş devrinden beri erkekler için ereksiyonun taşıdığı önem biliniyor. Ama viagraya olan ilgi bana bu önemi daha da iyi kanıtladı.

Playboy yazarı James Petersen, ''Asabi bir çifti alın, Viagra verin, böylece asabi ama uyarılmış bir çiftiniz olur'' diye yazmıştı.

Bancroft: Çift, herhalde eskiye oranla daha sinirlidir. Ama sorulması gereken şu: İlişki sorunları bir hapla nasıl çözülür? Ben iddiaya girerim ki sorunun hapla çözülmesi çok nadiren mümkün olur. Yatakta işler iyi gitmiyorsa, başka şeyler de kötüye gider. Bu konuda bir araştırmaya başladık.

Bir araştımaya göre evli çiftler günde sadece yedi dakika konuşuyorlar. Çiftlerin penisin sertleşmesinden çok, öncelikle birbirleriyle kontak kurmak için çalışmaları gerekmiyor mu?

Bancroft: Erkeklerin ereksiyonlarını garanti altına almaları şart. Buna olduğundan fazla değer veriyorlar. Bilinç ve erkekliklerinin buna bağımlı olduğunu düşünüyorlar. Viagra ne yazık ki, onların bu seksüel bakış açılarını belirli ölçülerde güçlendirici bir etki yapıyor- bu da ilacın dezavantajlarından biri.

Eğer aşk oyunu iki vücudun belirli bölümlerinin birlikte hareket etmesinden fazla birşey ise, bu hap uzun vadede kime yarayabilir?

Bancroft: Gerçekte hem yatak hem ikili ilişkilerinde sorunları olmayan, sadece yatakta işlerin olabileceği kadar iyi olmadığı çiftlere yarar. İlacın bir yararı çiftlere asıl önemli olanın ikili ilişkilerindeki sorunlara eğilmesi gerektiğini gösteriyor. Viagra'nın seks hakkında daha çok şey öğrenmemize yardım edeceğinden eminim.

İlaç, aynı zamanda monogami prensibi için bir kurtarıcı değil mi? 40 yıllık bir evlilikten sonra insanın partnerine karşı isteğinin azalması normal değil mi? Ömür boyu kim aynı yemeği yiyebilir?

Bancroft: Herkesin sevdiği bir yemek vardır. Önce, insanlar bu yemeği yemek konusunda süreklilik ister. Sonraları insan bu yemeği hâlâ sever, ancak her gün yiyemez.

Viagra ilişkide sorun yaratır mı?

Bancroft: Birçok çiftte, kadın, erkeğin ereksiyon sorununu umursamayarak sorunu büyütür. Belki erkeğin ona davranış tarzından, belki ondan beklediklerinden. Eğer erkek Viagra yardımı alırsa bir krize yol açabilir. Yıllardır duruma alışık olan kadın, birdenbire sertlenmiş bir penisle kendisine yaklaşan ve yatağa gitmek isteyen partnerini görünce şok olur ve ''aman tanrım yine mi?'' der.

Ya, partnerini ilacı almaya zorlayan kadınlar?

Bancroft: Bunu biz de gözlemliyoruz. ''Charlie Viagra'yı denesek nasıl olur?'' Adam sadece gökyüzüne bakar. Aynı çizgi filmlerde olduğu gibi. Seks gerçekten komik bir şey.

Viagra'ya alternatif başka ilaçlar yok mu? Keyif kaybı ortadan kalkıyor mu?

Bancroft: Genç yaştayken sekse düşkün olanların ileri yaşlarda da böyle kaldıkları biliniyor. Tersi olanlarda da yaşlandıkça istek azalıyor. Bu, ''kullan ya da kaybet'' ilkesi ereksiyon için de geçerli olabilir. Kadınlarda aktif seks hayatının sürmesiyle vajinanın daha uzun süre fonksiyonunu kaybetmediği biliniyor.

Erkekler hangi yaştan itibaren seksteki güçleriyle ilgili kaygılanmaya başlamalılar?

Bancroft: 18 yaşından itibaren. Libido'nun her insanda yaşam boyu birçok evre geçirdiğine yönelik kanıt yok elimizde.

Kadınlar için?

Bancroft: Menopozla isteksizlik arasında bağlantı kuranlar oldu ama kesin kanıtlanmadı. Kadınların isteksizliğin daha çok sosyolojik sorunlarla ilgisi var. Örneğin, alt sınıflardaki kadınlar daha çabuk isteklerini kaybediyorlar.

Yani yaşlılıkta istek, kiranızın ne kadar yüksek olduğu ile mi ilintili?

Bancroft: Bu kadınla erkek arasındaki ilişkiye bakar. Sosyal statünün de etkisi var. Üst sınıflardaki kadınlar ekonomik özgürlükleri olduğu için seks yaşamları ve sağlık üzerinde daha çok kontrol sahibi oluyorlar.

O zaman en azından bu üst kesimlerde seks yaşamının bitmesi ya da azalması erkeklere mi bağlı? Kadının uyarılma sorunu olmadığı biliniyor.

Bancroft: Bundan bu kadar emin olmayın. Kadınlar bu sorunu farklı şekilde yaşar. Yaşlanırken, vücutta göze çarpmayan, farkında bile olunmayan değişiklikler oluyor. Biz bir araştırma başlattık. Klitoris'in ereksiyon yeteneğini araştırıyoruz.

Kimse 70 yaşındaki bir adamın hergün sörf yapmaya gitmemesine şaşırmaz. Belki aynı bakış açısıyla büyükanne ve büyükbabalar seks oyunun bitmesini de yadırgamıyorlardır.

Bancroft: Bu insanların sayısı kaç bilmiyorum. Ama kesinlikle yavaş yavaş seks yaşamı biten ve bunu kabullenen insanlar var.

O zaman, hasta olmamak için insanlar düzenli olarak jogging mi yapmalı? Çünkü, düzenli hareket edenlerin daha uzun yaşadığı söylenir.

Bancroft: Bu konuda kesin birşey söylenemez. Çünkü, sağlık ve seks aktivitesi arasında bir ilişki olduğu kesin. Ancak, insanların kendilerini iyi, hissettikleri için mi yatakta daha aktif oldukları, yoksa seks nedeniyle mi kendilerini daha iyi hissettiklerini bilemiyoruz.

Rahibelere bakmamız gerekmez mi? Seks ömrü uzatsaydı, onların daha erken ölmesi gerekmez mi?

Bancroft: Burada birçok faktör devreye giriyor. Örneğin, rahibelerde meme kanserinden ölme riski daha yüksek, çünkü doğum kontrol hapını hiç kullanmıyorlar.

Dış etkenler vücuda ağır gelmeye başladığından Libido'ya ne oluyor?

Bancroft: Ya da devamlı kendinizi bitkin hissettiğinizde? Yaşı ilerlemiş, iki çocuklu bir adamdan bahsediyorsunuz. Şunu söyleyebilirim ki iyi uyumak ve kendini güçlü hissetmek, istek için ve seks yaşamı için çok önemli.

Erkekler bu konuda daha mı hassas? Onların da meşhur migreni mi tutuyor?

Bancroft: Kendini iyi hissetmeyen bir kadının seks yapması en azından aktiviteye belirli ölçüde katılması erkeğe oranla daha kolay. Ama erkek için ereksiyon şart. Kadın fazla zevk almasa da oyuna kolayca katılabilir, benim yetiştiğim yerlerde ''Uzan ve İngiltere'yi düşün'' derler.

Yani kadınlar zevk almaya karşı daha mı az istekliler?

Bancroft: Bu konuda genelleme yapmak zor. Erkeklerin tutumu birbirine daha çok benziyor, ancak kadınlar arasında çok farklı tipler var. Arka arkaya orgazm olan kadın da var, sekse ilgisi çok az olan kadın da.

Kadınlar, erkeklere oranla daha iyi ve yoğun seks yapmayı sık yapmaya tercih ediyorlar. Bu nasıl oluyor?

Bancroft: Kadınların her zaman zevk alması beklenemez. Normal bir erkekten sıkça orgazm beklemek doğaldır, ama kadından değildir. Ancak, bu da kadınların sekste geçmişe oranla daha etkin olmasıyla belirle ölçüde değişti.

Seks sözkonusu olduğunda kadınlar erkeklere oranla daha mı rasyonel?

Bancroft: Muhtemelen evet. Evrimsel biyoloji göre, hamile kalarak seksin sonuçlarına daha çok katlanan taraf oldukları için kadınların daha rasyonel olduğunu savunurdu. Ama, tabii kültürel boyutu da var. Kadının üreme ve seks yaşamında sözü geçen toplumlarda kadınlar seks konusunda daha istekli ve heyecanlı.

Bir gün erkekler kadar irrasyonel olurlar mı?

Bancroft: Bence oraya doğru yaklaşıyorlar, evet.

Birçok Evrim biyoloğu, kadının doğasından ötürü daha pasif erkeğin ise daha agresif olduğunu söylüyorlar.

Bancroft: Tabii, biyolojik olarak erkeğin daha hareketli olmaları anlaşılır, ancak kadınların kendilerini bundan niye farklı olmak zorunda hissetiklerini bilmiyorum.

Görülen o ki eski gelenekler sürüyor. Örneğin ABD'de partneri soyunurken izleyenlerin sayısı fazla. Seks sonrasında veya oral seks öncesinde bu sayı artıyor. Almanya'da da gençler için sadakat büyük önem kazanmaya başladı.

Bancroft: Evet, ama bu yeni bir yüzyılın başında kısıtlayıcı bir sadakat anlayışının geri dönüşü değil. Ben, sorumluluğun temel noktayı oluşturduğu, seks ilişkisinde modern bakış açısına yöneleceğimizi umuyorum. Bu anlayışla ilişki uzun sürüyor ve iki kişinin birbirine yakınlaşması önemli.

Bu, korkunç sıkıcı değil mi?

Bancroft: Siz de benim yaşıma gelin, böyle bir ilişkiyi sıkıcı bulmazsınız.

Seçil Türesay

Kaynak: Spigel

 

Mavi mucize

Bayreuth hightech sera işletmelerinde ilk kez Lobelia rhynchopetalum türü çiçek yetiştirildi. Anavatanı Etiyopya'nın yüksek dağları olan bu bitki son derece sert bir iklimde yetişmekte. Gündüzlerin kavurucu güneşine karşın, geceleri ısı 0 dereceye kadar düşmekte. Lobelia rhynchopetalum bitkisi Bayreuth serasına 1994 yılında ekilmişti. Kızılötesi ışınlar tomurcukların gelişmesine yardımcı oluyorlar. Ve bugün çelenk biçimindeki yaprakların arasından 1,5 metre uzunluğundaki mavi çiçeği yükselmekte.

Elektrik enerjisi üreten ayakkabı

İngiliz buluşçu Trevor Baylis, insanların yürürken elektrik enerjisi üretebileceklerini düşünüyor. Gerekli teknik şu anda hazır. Baylis'in geliştirdiği ayakkabıyı giyenler, walkman veya cep telefonunu şarj etmekten kurtulacaklar. Çünkü elektrik enerjisi ayakkabının tabanından sağlanacak. Baylis kendi buluşunu şu sıralar Namib çölünde deniyor. Tabanlardaki bir aparat, enerjiyi piyezoelektrik yöntemle üretiyor. Teknik, basınç altında bir akünün dolmasına yetecek kadar elektrik gerilimi yaratmakta. Buluşçunun bir yakınıysa diğer bir tekniği deniyor. Bu kişinin ayakkabı topuğunda her adımda dönen minik bir dinamo bulunuyor. İki taban birlikte 150 milivatlık enerji üretiyor. İngiliz ordusu tekniği incelemeye başlamış bile. Baylis ürünün tanıtımı için, Nike , Adidas ve Dr. Martens gibi firmaların siparişlerini kabul eden Texon taban üreticisiyle de anlaşmış.

Hoş kokulu yatak çarşafları

Almanya'daki iki tekstil firması, güzel kokulu yataklarda uyumaktan hoşlananlara müjde verdi. Biberna ve Clewe firmaları deodorantlı çarşaf ve nevresim ürettiler. Yalnızca vücutla temas ettikleri zaman kokan maddeler, kumaşın dokusu içindeki moleküler kafeslere yerleştirilmiş. Güzel kokulu çarşaflarda uyumak isteyenler, gül veya lavanta kokulu çarşaflar arasından seçim yapabilecekler. Çiçek kokusunun etkisi yaklaşık olarak 4-12 gün sonra azaldığında, moleküler koku kafesleri parfümlü bir spreyle yeniden doldurulabiliyor. Kokulu yatak çarşafları okaliptüs kokusuyla da donatılarak, soğuk algınlıkları sırasında nefes yollarının açılmasını sağlayacaklar.

Süper uydu

Avrupa Güneyyıldız gözlemevi tarafından planlanan " Overwhelmingly Large Telescope" projesi yavaş yavaş biçimlenmeye başladı. Astronotlar dev gözlem aracının bilgisayar modelini tasarladılar. 100 metre büyüklüğündeki uydu, yaklaşık olarak 2000 ayna ile donatılacak. Süper uydunun Özbekistan'daki Maydanak dağlarına yerleştirilmesi planlanmakta.

Mormon ülkesindeki mumyalar

Preslenmiş kağıt atıklarından üretilen tüp biçiminde uzay tabutları ve ekolojik tabutlar çoktan pazara sürüldü bile . Summun firması şimdi başka bir mezar kültü sunuyor: Modern mumyalama tekniği. Salt Lake City'deki bir tarikat kuruluşu, isteyenleri 48 000 dolar karşılığında mumyalıyor. Ölü ilk önce formülü gizli tutulan bir konservasyon banyosundan geçiriliyor. Daha sonra cam yünüyle kaplanıyor ve içi reçine dolu bronz bir tabutun içine yerleştiriliyor. İç organlarının yıkanması da dahil tüm işlemler altı ay kadar sürmekte. Bugüne kadar 137 kişi mumyalanmak için başvuruda bulunmuş, üstelik ücreti de peşin ödeyerek. Altın tabutlar için ekstra ücret ödeniyor. Mormon şehrinin merkezinde bir de madeni bir piramide sahip olan şirket hayvanlar için de hizmet veriyor. Bu işlem için Mısır'daki 30 kadavra üzerinde incelemeler yapılmış. Kedilerin mumyalanması için 9000 dolar yeterli olurken köpekler için istenen ücret 20 000 doları bulmakta.

Viagra'dan

yararlanamayanlara

Kanadalı bilim adamları cinselliği uyaran yeni bir hapı testten geçirdiler. Apomorfin olarak adlandırılan ilacın, ereksiyonu olumlu yönde etkilediği bildirildi. Penisin sertleşmesini sağlayan Viagra'nın aksine bu madde doğrudan doğruya merkezi sinir sistemini etkiliyor. Jeremy Heaton başkanlığında Ontario Üniversitesi'nde , 3500 erkek üzerinde denenen yeni ilaçla büyük bir başarı elde edildi. Denekler arasında bulunan ve kalp rahatsızlığı veya yüksek tansiyonu olan kişilerin üçte ikisi yeniden cinsel ilişkiye girebildiler. Arzu edilen etkiye 15-18 dakika içinde ulaşılabiliyor. Abbot firması tarafından geliştirilen diğer bir ilaç ise onaylanarak piyasaya sürülmüş bile. İlacın adı: Uprima

Patatesle işleyen İnternet sunucusu

İngiltere'deki birkaç bilgisayar meraklısı tarafından geliştirilen ve patatesle işlediği öne sürülen web sunucusuyla ilgili haber neredeyse tüm dünyaya yayıldı. Hesaplı bir Intel-chip için gerekli olan enerjiyi sağlamak için 12 patates yeterli olmuştu. Çeşitli haber kaynaklarına göre elektrokimyasal reaksiyon, nişasta içerikli patateslerin içine yerleştirilen çinko ve bakır elektrotlarla gerçekleşiyordu. İnternet portalı " Discovery Channel" ( www.exn.ca ) ile yapılan bir söyleşi sırasında, gençler buluşlarının aslında pek de öyle zahmetli bir şey olmadığını açıkladılar. "Patatesli sunucu yalnızca bir İngiliz zırvasıydı" diyor grup üyesi Setve Harris . Birkaç eski platin parçası, madeni tel, voltmetre, bir torba patates ve ancak uzun sürede kurulabilen bir web sayfası, buluşun bazı internet haber sayfalarına ulaştırılması için yeterli olmuştu. Patates sunucusuyla ilgili haberler peş peşe çeşitli kaynaklarda ortaya çıkmaya başladığında, buluşçular kontrolü kaybetmişlerdi. Buluşla ilgili haber ayrıca BBC ve Alman "Süddeutsche Zeitung" gibi ciddi yayın organlarında verilmişti.

Göğüslerdeki sızıntı

Amerikan sağlık kuruluşunun yaptığı araştırmaya göre, silikon kurbanlarının şimdiye dek tahmin edilenden çok daha fazla olduğu ortaya çıktı. Estetik cerrahiyle göğüslerini büyüttüren 344 kadından üçte ikisinin göğüslerinde sızıntılar bulundu. Çekirdek spintermetresiyle yapılan incelemelere kadar bazı kadınlar silikon sızıntılarını hiç fark etmemişlerdi. Oysa bu plastik madde vücut dokusuna ulaştığında enfeksiyonlara ve alınması çok güç olan kistlere neden olmakta. Dünya üzerinde yaklaşık üç milyon kadının göğüslerinde silikon bulunmakta.

Yeni otomobil almak çözüm değil

Eski otonuzu daha az egzoz çıkaran bir yenisiyle değiştirmeye düşünüyorsanız, Hollandalı trafik uzmanı Bert van Wee 'nin sözlerine kulak verin. Ultrecht Üniversitesi'nde görevli uzman van Wee, bir otomobilin, tasarımından hurda yerine ulaşıncaya kadar çevreye ne oranda karbondioksit yaydığını hesapladı. Gerçi yeni otoların çevreye, yıllanmış olanlara göre daha az azotoksit ve organik bileşikler bıraktıkları doğru. Ancak yeni otomobilin üretimi ve eski otonun hurdaya dönüştürülmesi sırasında yoğun miktarda sera gazı oluşmakta. Bu yüzden çevreyi korumak için eldeki otoların tamamen kullanılmaz hâle gelene kadar değiştirilmemesinin daha mantıklı olacağını söylüyor, van Wee. Çok fazla benzin harcayan otoları terk edip "Üç litrelik oto" modelini tercih edenler, belki ekolojik bir tercih yapmış olurlar.

Donmuş

topraklardaki izler

Geride bıraktığımız yüzyılın en büyük grip salgını, 1918/19 kış aylarında Amerika'da yaşanmıştı. Ve bu salgın sonucu tam 20 milyon insan hayatını kaybetmişti. Amerikalı bilim adamları şimdi bu virüsün nereden geldiğini ve nasıl etkisiz hale geldiğini araştırıyorlar. Mikrobiyolog Jefferey Tauberberger ve Washington'daki Armed Forces Institute of Pathology kuruluşundaki meslektaşları, o tarihlerde grip nedeniyle hayatını kaybeden ve Arktik bölgedeki donmuş toprağa gömülen Eskimolu bir kadının akciğer dokusundaki virüsü izole etmeye çalışıyorlar. Araştırmacılar şu anda henüz virüsün genetik örtüsünü analiz ediyorlar. Fakat bugüne değin elde edilen sonuçlara göre salgının bir kuş gribi virüsü nedeniyle ortaya çıktığı kesinleşmiş. Virüsün iki anahtar geni, kuş gribine neden olan virüsün genleriyle benzeşmekte. Virüsün hücrelere bulaşmasından ve salgının yayılmasından, genler tarafından kodlanan proteinlerin sorumlu olduğu anlaşıldı. İlk virüs türü, tahminlere göre Nisan 1918 yılında Amerika'da ortaya çıkmış ve ikinci bir mutasyonun ardından kötü huylu virüse dönüşerek Eylül 1918 yılında tüm dünyaya yayılmıştı. Virüs, özellikle de gençlerde, tedavi edilemeyen akciğer enfeksiyonunun ortaya çıkmasını neden olmuştu.

Çılgın partilere özel pist

Londra'daki Thames Nehri kenarındaki In-Crowd merkezinde kurulu "Fabric" diskoteği, yeni bir teknikle rakiplerine fark atmaya başladı. Avrupa'daki ilk titreşimli dans pistine sahip olan discoda,müziğin ritmi ayakkabı tabanlarında gümbürdüyor. Çok sayıda özel güçlendiriciler 500 hertzlik bası "dokunumsal ses üreticilerine" pompalıyorlar. Bu titreşim vericileri hareketli bir pistin içine yerleştirilmiş. Ses vibratörleri yalnızca çeyrek saniyelik bir gecikmeyle her tempoyu dans pistine yansıtıyorlar. Sesler burada iskelet üzerinden beyne kadar ulaşmakta.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/1/2006 - Science Dergisi'ne göre 2005 yılında En önemli 10 bilim olay

Bilim Teknik 07.01.2006

Science Dergisi'ne göre 2005 yılında

En önemli 10 bilim olayı

1

Evrimin mekanizması bulundu

Genom verileriyle donanan ve mikroplardan memelilere dek çeşitli organizmayı izleme olanağına kavuşan bilim adamları, 2005 yılında popülasyonların yeni türleri oluşturmak için nasıl farklılaştığını anlama yolunda çok önemli bulgulara ulaştı.

Kuşkusuz en büyük gelişme 150 yıl önce Charles Darwin 'in doğal seçilim kavramından yola çıkarak yaşam çeşitliliğini açıklamasıyla yaşanmıştı. Darwin'in bu keşfi biyologların dünyayı bakışlarında köklü değişikliklere yol açmıştı. Fakat bütün önemli keşifler gibi Darwin'in bu buluşu da yalnızca bir başlangıçtı. "Türlerin kökeni" isimli kitabının 1859'da yayımlanmasından bu yana bilim adamları canlıların nasıl şekil değiştirdiğini ve evrimin Darwin'in bilmediği yönlerini ortaya çıkardılar.

Bugün evrim biyolojinin temelidir. Evrim o kadar temel bir kavramdır ki bilim adamlarının evrim kavramını hep varmış gibi düşünmeleri normal karşılanabilir. Karada yaşayan omurgalıların, köklerinin karayı keşfe çıkan ilk cesur balıklara dayanması gibi, bazı açılardan biyoloji ve tıp alanındaki tüm keşifler evrim ile ilişkilidir. Her yıl dünyadaki bilim adamlarının evrim ile ortaya çıkardıkları bulgular, Darwin'in tüm eserlerinin toplamından yüzlerce kez daha kalın bir kitap oluşturur. Bu yılın "Evrimle İlgili Buluşlar Kitabı" yaşam ağacının köklerindeki mikropların yeniden düzenlenmesi ve 190 milyon yıllık dinazor embriyoları ile başlayabilir.

Evrimle ilgili 150 yıllık çalışmaların içinde 2005, evrimin nasıl ilerlediğine ilişkin şaşırtıcı derecede karışık bilgileri netliğe kavuşturması açısından öne çıkıyor. Genom verilerinden yararlanan bilim adamları, virüslerden primatlara kadar çok çeşitli organizmalardaki evrimsel değişiklikleri tetikleyen moleküler değişimleri tek tek ortaya çıkarmaya başladılar. Büyük bir titizlikle sürdürülen saha gözlemleri, popülasyonların yeni türleri oluşturmak için nasıl bir yol tutturduklarına ışık tutuyor. Bu konuya Darwin'in kendisi bile yanıt bulamamanın sıkıntısını yaşamıştı. İronik olarak, bu yıl Amerikan toplumunun bazı kesimleri evrimin bazı temel kuramlarını sulandırmaya çalışsalar da Science dergisi, evrim kuramlarının fiili olarak nasıl çalıştığını ortaya çıkarması açısından bu yılki dramatik keşifleri ön plana çıkarmaya karar verdi.

ŞEMPANZE GENOMU

Dramatik bulguların en önemlisi eylül ayında gündeme geldi. Uluslar arası bir bilim ekibi en yakın akrabamız olan şempanzenin genomunu çıkarttı. İnsan genomu daha önceden bilindiği için bilim adamları şempanze ve insan DNA'sını yan yana koyup karşılaştırma olanağına kavuştular.

Genom verileri şempanzelerle çok yakın akraba olduğumuzu bir kez daha kanıtlamış oldu. Şempanzelerden, nükleotid bazlarındaki yüzde 1'lik fark ile ayrılıyoruz. Ve ortalama protein iki aminoasitten daha az farklı. Fakat şaşırtıcı olan şempanzede, insan ile karşılaştırıldığında protein kodlamayan hurda DNA'ların araya sıkıştırılmış ya da iptal edilmiş olmasıdır. Bu durum insan ve şempanze DNA'sı arasındaki farkı yüzde 4'e yükseltiyor.

Bu farklılık kataloğunda bizi insan yapan şu özellikler yer alıyor: Vücut kıllarında azalma, iki ayak üzerinde yürüme, büyük ve yaratıcı beyin. Bu özellikleri ortaya çıkaran genetik oluşumları kuşkuya yer bırakmayacak şekilde işaretleme başarısından henüz çok uzak olsak da, bilim adamları beyni ve bazı davranışları belirleyen birkaç geni tespit etmeyi başardılar. 2005'te bazı bilim grupları doğal seçilimin, beyinde ifade edilen bir avuç insan genini tercih ettiğine ilişkin bazı kanıtlar elde etti. Bunların arasında mikrosefal (küçük kafa) bozukluğuna yol açan genler, endorfin ve siliak reseptörleri ile ilgili genler sayılabilir.

GENETİK ÇEŞİTLİLİK

Doğal seçilimin tercih ettiği insan genlerini tek tek ortaya çıkarma çabaları, özel ve resmi kurumların hazırladıkları veritabanları yardımıyla daha da hız kazanacak. Bu veritabanları yaşayan insanlardaki genetik çeşitliliği düzenleyip bir arada tutar. Sözgelimi geçen yıl uluslararası bir bilim ekibi, dört popülasyondan insan haplotip haritasına -veya HapMap- çıkarılan bir milyondan fazla tek-nükleotid polimorfizmi bir veritabanında toplamayı başardı. Bu genetik çeşitlilik evrimin yeni malzemeleri olabilir ve insan evriminin en yakın tarihine ışık tutabilir.

TÜRLER NASIL AYRILDI?

2005 ayrıca, yeni türlerin nasıl ortaya çıktığı konusunda da bazı bilinmeyenlerin su yüzüne çıktığı bir yıl oldu. Yeni türler, var olan bir türe ait popülasyonun, farklı koşullara uyum sağlamaya başlamasıyla ve aralarındaki çiftleşmeye son vermesiyle ortaya çıkar. Bu oluşumu okyanusların iki yakasında veya dağlarla ayrılmış bölgelerde görmek normaldir. Ancak bazen, tek, bitişik popülasyonlar da ikiye bölünür. Evrim kuramına göre bu bölünme popülasyondaki bazı üyelerin diğerleriyle çiftleşmeye son vermesiyle başlar. Ancak deneysel kanıtlar bu konuda çok az. Bu yıl saha çalışmaları yapan biyologlar, bu sürece ilişkin örnekleri kaydettiler. Yine de bunların bazıları organizmaların şekli ve davranışları açısından şaşırtıcı derecede hızlı bir evrimin söz konusu olduğunu göstermektedir. Örneğin aynı tarlada yaşayan tırtıllar, büyüdükçe farklı bitkileri tercih edebiliyorlar. Biri mısır bitkisine yapışırken, diğeri şerbetçiotu veya pelin otu ile beslenir ve bunlar farklı feromonlar salgılayarak yalnızca kendi türlerine cazip görünürler.

Biyologlar bu tür davranış özelliklerinin, coğrafi olarak birbirinden kopmuş popülasyonların tekrar bir araya gelmeleri durumunda dahi, henüz başlangıç aşamasında olan türleri birbirinden uzaklaştırdığını öngörüyor. Bu konudaki örnekler eskiden çok azdı. Ancak bu yıl bilim adamları, erkek kelebeğin kanat rengindeki az miktardaki farklılıkların ve kromozom sayılarındaki hızlı değişikliklerin yeniden birleşen türlerin farklı kimlikler altında yaşamalarına yetebileceğini ileri sürüyor.

DNA'LARIN ÖNEMİ

Biyologlar bugüne dek çoğunlukla kodlayan genlere ve protein değişikliklerine odaklanıyorlardı. Fakat 2005 yılında genlerin dışında DNA'ların önemine ilişkin daha fazla sayıda kanıt elde edildi. İki tür meyve sineği üzerinde yapılan bir çalışma, protein kodlamayan DNA'ların yüzde 40 veya 70'inin genlerden daha yavaş evrildiğini ortaya koydu. Bu da, bu bölgelerin organizma için çok önemli olduğu anlamına geliyor. Öyle ki bunların DNA dizilimleri pozitif seçilim yoluyla sürdürülmüştür. Düzenleyici bölgeleri kapsayan bu kodlamayan bazlar, türler arasında sabittir, fakat iki tür arasında değişiklik gösterir. Bunlardan, kodlamayan bölgelerin türlerin ayrışmasında anahtar rol oynadığı sonucu çıkarılabilir.

Bu sonuç bu yılki başka çalışmalar ile de güçlendi. "Sarı" adı verilen bir genin incelendiği deneysel bir çalışmada, bu genin meyve sineklerinde koyu bir benek oluşturduğu saptandı. Başka bir türde aynı sarı gen bulunmakla birlikte koyu renkli spotun izine rastlanmadı. Bilim adamları, benekli türün sarı geninin kodlamayan, düzenleyici bölgesini diğer türe yerleştirip koyu renkli benekleri elde ettikleri zaman bu iki türü birbirinden ayıran evrimsel süreci yeniden yaratmış oldular. Bu tür genetik deneyler, Darwin'i hem şaşırtıp hem de mutlu edebilirdi, çünkü Darwin "Türlerin Kökenleri" isimli eserinde "Kalıtsallığı yönlendiren yasalar oldukça belirsiz" diyerek bu konudaki bilgi eksikliğinden yakınıyordu.

BULGULARIN İNSAN SAĞLIĞINA FAYDASI

Evrim konusundaki bu çalışmalar, yalnızca fildişi kuleleri örneğindeki gibi deneysel çalışmalar değil. Bunlar insan sağlığının iyileştirilmesi konusunda çok önemli rol oynama potansiyeline sahip. Sözgelimi şempanze genomu üzerindeki çalışmaları ele alırsak, insanların AIDS'e, koroner kalp hastalığına ve kronik viral sarılığa çok yatkın olmaları ve şempanzelerin olmaması bu hastalıkların nedenleri konusunda çok önemli bilgilere erişmemize yol açabilir. Bu türlerin arasındaki farklılıkları inceleyerek bu hastalıkların genetik kökenleri ortaya çıkartılabilir. HapMap'de, diyabet gibi karmaşık hastalıklarda etkin olan genlerin tespit edilmesinde büyük yarar sağlayabilir.

Darwin doğal seçilim yoluyla evrimin varlığına odaklanmıştı. Ancak bu sürecin altında yatan mekanizma kendisi için tümüyle gizini koruyordu. Fakat bugün Darwin'in entelektüel torunları evrimin nasıl çalıştığını ortaya çıkartmaya çalışıyor.

2

Gezegenlere saldırı

Bilim insanları ve mühendisler 2005 yılında Dünya'nın ötesiyle ilgili araştırmalarda daha önceki yıllarda yapılanları gölgede bırakacak bir başarı sergiledi.

Uzay araçları Ay, Merkür, Venüs ve Satürn'e, bir kuyrukluyıldız ya da asteroide, hatta güneş sisteminin en uçlarına iniş yaptı ya da oralara doğru yola çıktı. Kızıl Gezegen'in yörüngesine giren üç uzay aracı ve gezegende dolanan iki araç yeryüzüne yığınla veri taşıdı. Ne var ki, yıla damgasını vuran en çarpıcı olay Satürn'ün belirsizliklerle dolu uydusu Titan oldu. Ocak ayında Huygens uzay aracı görünürde bildik, ancak temelde tümden yabancısı olduğumuz garip bir dünyaya indi.

Bir başka gezegenin uydusuna yapılan ilk iniş seyrek ancak son derece yoğun sıvı metan yağmurlarının alçak tepeleri sel altında bıraktığı, keskin yamaçlı vadileri yarıp geçerek buzlu birikintileri ve belirsiz organik atıkları sığ göllere sürüklediği bir dünyayı gözler önüne serdi. Göller sonradan buharlaşırken, karaya çıkanlar görünürde yine metana bulanmış olarak toprağa karışmıştı. Bir başka dünyaya biçim veren bu tür hidrolojik bir çevrime ilk kez tanık olunmaktaydı.

Başka bir dizi araştırmacı da bu yıl Huygens'e katıldı. Yıllardır uzayda gezinen Voyager 1 güneş sisteminin "ucuna" yaklaştığını ve orada güneş rüzgârlarının aniden hızını kestiğini bildirdi. Deep Impact uzay aracı Tempel 1 kuyrukluyıldızını yarıp geçerken kabarık bir altyüzeyi gözler önüne serdi. Cassini sürekli olarak Satürn'ün çevresindeki halkalarda, Titan ve öteki uydularda mekik dokudu. SMART 1 iyonlu motoruyla aya ulaştı.

Hayabusa uzay aracı Itokawa asteroidiyle haşır neir oldu. Stardust dönüşe geçerek Wild 2 kuyrukluyıldızının parçalarını da beraberinde getirdi. Bu arada MESSENGER de Merkür'e doğru yol almayı sürdürürken, Mars Reconnaissance Orbiter ve Venus Express de hedeflerine giderek yaklaştı. Uzaybilimciler, en azından şimdilik, güneş sistemi araştırmalarında ikinci altın çağlarını yaşıyorlar.

3

Olağanüstü yeşermeler

İlkyaz mevsiminin olağanüstü renk cümbüşünün ardında yatan moleküler unsurların birçoğu 2005 yılında aydınlığa kavuştu. Çiçeklerdeki mevsimlere bağlı gelişimleri başlatan sinyal belirlendi.

Ağustos ayında moleküler biyoloji uzmanlarından oluşan üç grup, sonunda çiçeklerdeki mevsimlere bağlı gelişimleri başlatan sinyali, bir başka deyişle "florigen" hormonunun kimliğini sonunda belirlediler. Söz konusu sinyalin FT adı verilen bir genin RNA ileticisi olduğu belirtiliyor. Günler yeterince uzadığında söz konusu RNA yapraklardan büyümenin meydana geldiği uca doğru ilerliyor. Orada FT proteini FD olarak bilinen büyüme ucuna özgü kopyalama etmeniyle etkileşime geçiyor. Bu çift etkili moleküler unsur bitkilerde tomurcukların doğru yer ve zamanda ortaya çıkmalarını sağlıyor.

Araştırmacılar LEAFY adı verilen ve çiçeklenmeyi uyaran bir genin işlevi konusunda da yeni bilgilere ulaştılar. Turbalık, yosun ve su teresindeki LEAFY geninin karşılaştırılması sonucunda son 400 milyon yılda genin geniş ölçekli bir büyüme uyarıcısından görünürde salt çiçeklenmeyi tetikleyen bir yapıya bürünmesinde yalnızca temel birkaç değişimin etkili olduğunu ortaya koydu.

NİTELİKLİ ÜRÜN

Bitkilere özgü gibberellin hormonu çiçeğin gelişiminde daha sonraki evreleri denetlemenin yanı sıra, hücre büyümesiyle ilgili öteki unsurları da etkiliyor. Araştırmacılar 2005 yılında pirinçte bu hormonun alıcısını belirlediler. Böylelikle, daha nitelikli ürün elde edilmesi yolunda önemli bir adım atılmış oldu.

Bitki biyologları bitkilerin gelişiminde önemli bir rol oynayan auxin hormonunun bir başka temel alıcısını da saptadılar. Bu alıcı hücrenin proteini çaptan düşüren ve auxin'in etkinliğini denetleyen proteinleri yok eden düzeneğin bir parçası.

Son olarak, çiçek tasarımına son biçimini veren bitki geni HOTHEAD de bilim çevrelerinin kafasını epey kurcaladı. Bu genin alellerinin (eş genleri) Arabidopsis adlı kendiliğinden döllenen bitkinin bir kuşağında görülürken, ikinci kuşakta görülmemesi ve üçüncü kuşakta yeniden belirmesi hücrelerde eksik alellerin yeniden oluştukları gizli bir RNA'nın olabileceğine işaret ediyor.

4

Nötron yıldızları çıldırdı

Astrofizik uzmanları maddeyi en uç durumda barındıran kent büyüklüğündeki ölü yıldızlara, yani nötron yıldızlarına bayılırlar. Yeni araç ve gereçler sayesinde bu yıl nötron yıldızlarının en çılgın davranışları bile gün yüzüne çıkarıldı.

Fişek gösterisi 27 Aralık 2004 günü Samanyolu'nun merkezine yakın bir yerden gelen 0,2 saniyelik bir ışın atımının ondan fazla uzay aracının alıcılarını devinime geçirmesiyle başladı. Uzaklığına karşın, bu parıltı x ve gamma ışınları açısından güneşteki herhangi bir patlamadan çok daha güçlüydü.

Haftalarca süren incelemeler bunun bir "magnetar", ya da bilinen en güçlü manyetik alanların barındırdığı dengesiz genç bir nötron yıldızı üzerindeki neredeyse küresel bir yıldız depreminden kaynaklanabileceğini ortaya koydu.

Astrofizikçiler yakın galaksilerdeki dev magnetar parlamalarının kısa gamma ışını patlamalarının (GRB) gizini bir ölçüde aydınlattığını düşündüler. Ancak Mayıs ayından itibaren NASA yüksek enerji uyduları çok daha uzaklarda birçok kısa gamma ışını patlamalarına tanık oldu.

Yerden kumandalı teleskoplar bu patlamaların galaksilerin dışında, genç nötron yıldızlarını oluşturan dev yıldızların çok uzaklarında meydana geldiğini ortaya koydu. Dahası, teleskoplar daha uzun GRB'ler ürettiğine inanılan herhangi bir süpernova patlamasının izlerine rastlayamadılar.

Resim 6

Flash points. Collisions between neutron stars (top) or a neutron star and a black hole appear to spark most short bursts of gamma rays.

5

Beyindeki yanlış bağlantı

Şizofreni, Tourette sendromu ve disleksinin de olduğu farklı beyin bozukluklarının ardındaki düzeneklerle ilgili ipuçları elde edildi. Tüm bunlardan varılan ortak sonuç ise, sorumlu genlerin birçoğunun görünürde beynin gelişiminde belli bir rol oynadığı yönünde.

Son yıllarda beyindeki bozukluklarla ilintili çok sayıda genin kimliği saptansa da, genetikle anormal davranış arasındaki bağlantının kurulması çocuk oyuncağından farksız olmuştur.

Ancak bu yıl aralarında şizofreni, Tourette sendromu ve disleksinin de olduğu farklı beyin bozukluklarının ardındaki düzeneklerle ilgili ipuçları elde edildi. Tüm bunlardan varılan ortak sonuç ise, sorumlu genlerin birçoğunun görünürde beynin gelişiminde belli bir rol oynadığı yönünde.

Kasım ayında yayımlanan iki araştırma DISC1 adlı genin farklı değişkelerinin şizofreni riskini arttırdığı yönündeki görüşü daha da pekiştirdi. Bir araştırma farelerde DISC1 geninin etkinliği kısıtlandığında beynin gelişiminde de farklılar meydana geldiğini ortaya koydu.

Bir başka araştırma da DISC1 geninin beynin gelişimi ve sinir iletkenlerinin düzenlenmesi açısından önemli moleküler sinyallerin oluşmasıyla bağlantılı olduğunu gözler önüne serdi.

Ekim ayında araştırmacılar Tourette sendromuna yol açan ender bir genetik bozukluğu aydınlığa kavuşturdular. Son bir araştırmada da disleksi ile ilintili olduğu sanılan ve sinirsel ağlarda yanlış bağlantıların kurulmasına yol açan KIAA0319, DCDC2 ve ROBO1 adlı üç farklı genin kimliği belirlendi.

Resim 7 (Flawed circuits?Many brain disorders are linked to genes affecting development.)

6

Jeokimyasal kargaşa

Dünya'nın oluşum ve evrimiyle ilgili inançlar tepetaklak oldu. Jeokimya uzmanları artık Dünya'nın 4,5 milyar yıl önce bir toz ve buz karışımından oluştuğuna ve o günden bu yana pek bir değişimin olmadığına inanmıyor..

Araştırmacılar Haziran'da yeryüzündeki kayalarla dünya dışındaki kayalar arasında izotop farklılıkları olduğu yönünde bir bildiri sununca jeokimya uzmanlarının Dünya'nın oluşum ve evrimiyle ilgili inançları da tepetaklak oldu.

Bu kesim artık Dünya'nın 4,5 milyar yıl önce bir toz ve buz karışımından oluştuğuna ve o günden bu yana pek bir değişimin olmadığına inanmıyor; daha ilginç bir şeylerin meydana gelmesi gerektiğini düşünüyor.

Kozmokimyasal devrimin kilit taşı yeni bir teknolojiydi. 1980'lerin başlarında araştırmacılar güneş sisteminin temel malzemesi olduğuna inanılan kondrit meteoritlerin yanı sıra Dünya'nın iç kesimlerinden türeyen kayalardaki neodimyum izotopları oranını ölçtüler.

Her ikisinde de oranın çözümsel yanılgı payı içinde aynı olması, kondrit meteoritlerle Dünya'nın ulaşılabilir bölümlerinin günümüzde de güneş sisteminin ilk malzemesini andırdığının bir göstergesiydi.

Gelgelelim, kütle-izgeölçüm teknolojisindeki gelişmeler yanılgı paylarını giderek yok etti. Araştırmacılar aynı kayaları bu yıl ölçtüklerinde ikisi arasında daha önce gözden kaçan milyonda 20 birimlik bir farka tanık oldular.

İzotoplar arasındaki bu minik farklılık kozmokimyacılar arasında korkunç bir gediğin oluşmasına yol açtı. Bir grup Dünya'nın temel malzemesini henüz oluşum aşamasındaki güneş sisteminin kendine özgü ve kondrit olmayan bileşiminin oluşturduğuna inanırken, karşı grup güneş öncesi nebulanın bileşim açısından topak değil düzgün olduğuna ve Dünya'nın oluşumundan hemen sonra ısı üreten elemanlarla dolu bir parçasının ayrılıp jeokimyacıların bilgileri dışına itildiğine inanıyor.

Bu parça günümüzde de erimiş çekirdekle kayalık manto arasında yer alıp, çekirdeğin manyetik alanını oluşturan ısı yardımıyla yüzeye sıcak kaya parçaları gönderiyor olabilir.

Resim:8 (Complicated. Young Earth had a more interesting history than scientists believed.

7

PROTEİN PORTRESİ

Bu yıl araştırmacılar, transistörlerin bilgisayarlar için taşıdığı önem gibi, sinir ve kaslar açısından da son derece önemli bir protein olan voltaj-anahtarlı potasyum kanalının moleküler yapısını olabildiğince yakından incelediler.

Hücre zarında yer alan bu minik kapı bekçileri voltaj değişimine bağlı olarak açılıp kapanmak suretiyle potasyum akışını denetlerler. Elde edilen yeni atom-odaklı portre bu önemli proteinlerin işlevini kavramaya çalışan biyofizik uzmanları için son derece yararlı olacak. Elde edilen bulgular son günlerde kızışan iyon kanallarıyla ilgili tartışmaların da sonuca bağlanması açısından önemli bir adım sayılabilir.

Tartışmalar Mayıs 2003'te Rockefeller Üniversitesi'nden Roderick MacKinnon ve arkadaşlarının ilk kez voltaj-anahtarlı potasyum kanalının yapısı ve işleviyle ilgili bir rapor yayımlamaları üzerine patlak verdi. Herkes bu şipşak görüntünün teknolojik bir başarı olduğu görüşünde birleşiyordu.

Ne var ki, çok sayıda araştırmacı KvAP adı verilen kanalın görüntüleme hazırlıkları sırasında bozulduğundan kuşku duyuyordu. MacKinnon'u eleştirenler de önerilen düzeneğin onyıllardır yapılan deneylere ters düştüğünden yakınıyorlardı.

Bu yılın Ağustos'unda MacKinnon ve arkadaşları sıçana özgü Kv1.2 adlı kanalın yapısıyla ilgili bir rapor yayımladılar. Bu yeni portre kanalın voltaj değişimini denetleyen bölümüyle açılıp kapanan düzeneği arasındaki uyumu benzersiz bir biçimde gözler önüne seriyor.

Ancak, portre görünürde en çekişmeli konu olan voltaj alıcısının nasıl çalıştığı sorusuna herhangi bir açıklama getirmiyor. Bunun için zaman ve daha fazla veri gerekiyor.

Resim 9 (New model. Biochemists described the cell's K channel, but a big question remains.)

8

İklimdeki Değişim

Küresel ısınmada insanların parmağı olduğu yönündeki kanıtların bu yıl iyiden iyiye çoğalması bu konuda birtakım yeni atılımlara neden oldu. Kimi A.B.D'li politikacılar sera gazları salınımının her geçen gün daha da artması karşısında sanki de er geç bir şey yapacaklamış gibi konuşmaya ve ender olarak da bu yolda bir tavır sergilemeye başladılar.

Elde edilen yeni bilimsel bulgular son on yılki bulgulardan pek de farklı olmamakla birlikte, biraz daha zorlayıcı ve kötücüldü. Ocak ayında iklim modeli uzmanları, modellerin de öngördüğü gibi, okyanusların son yıllarda iyice ısındığı görüşüne daha da güvenle sarıldılar.

Tropikal kasırgalarla ilgili iki araştırma da son yıllarda sera gazlarının artmasıyla birlikte tropikal sularda bir ısınmanın meydana geldiğini ve buna bağlı olarak dünyanın her yanında çok daha sık görülen fırtınaların şiddet açısından da en üst düzeylere ulaştığını ortaya koydu.

Bilim insanları kutuplara yakın Kuzey Buz Denizi'ni örten buzullarda yine rekor düzeyde bir azalma meydana geldiğini bildirdiler. Ancak bu kez kutuplara yakın bölgelerdeki ısınma ve buz yitiminin giderek ivme kazandığına ve görünürde tüm dünya iklimini ele geçirdiğine dikkat çektiler.

İklimdeki tüm bu değişimlerin de bir etkisi olduğuna, kuşların göç yollarından tutun da, deniz dibindeki mikroplara dek her şeyin dengesinin giderek bozulduğuna parmak bastılar.

Giderek artan bilimsel kanıtların doğrudan bir sonucu olsun ya da olmasın, A.B.D'nin bu konuda farklı bir tavır takındığı görülüyor. Senato sera gazı salınımlarının dizginlenmesi yönünde zorunlu yaptırımlar getiren bir yasa tasarısı hazırladı.

Kuzeydoğuda dokuz eyalet oradaki elektrik santrallarından yayılan gazların kısıtlanması yönünde ortak bir karara vardı. Kaliforniya, Oregon ve Washington valileri enerjinin daha verimli kullanılmasını yüreklendirme konusunda el ele verdiler. Kaliforniya valisi Arnold Schwarzenegger eyalette sera gazı salınımının önümüzdeki 45 yıl içinde çarpıcı bir biçimde azaltılması yönünde bir çağrıda bulundu.

Resim 10 (Less is less. Arctic ice cover hit a new low in 005 as the world warmed.)

9

Sistem biyolojisi yaşamımıza giriyor

Moleküler biyoloji uzmanları laboratuvarlarınızda mühendislere de bir yer ayırın. Çünkü, bilginin bir ağ içinde nasıl devindiğini izleyen mühendisler güç şebekeleri ve internet gibi karmaşık sistemlerin kavranmasında herkesi gölgede bıraktılar.

Bu yıl söz konusu yaklaşım her yandan kimyasal ve çevresel sinyal bombardımanına tutulan hücrelerin buna nasıl tepki verdiklerini kavramaya çalışan sistem dirimbilimcileri arasında epey bir yaygınlık kazandı.

Hücrelerin kendilerine özgü sinyal düzeneğini uzun bir süredir didikleyen moleküler biyoloji uzmanları bu süreç içinde giderek daha karmaşık ağ örgüleri oluşturdular. Ne var ki o ağlarla ilgili durağan bir görüntü, geribeslem halkaları ve söz gelimi hücre içindeki belli bir ileticinin salınması gibi kimi başka karmaşık etkileşim ağlarına bir haksızlık olurdu.

Sistem konusunda uzman dirimbilimciler bu dinamiklerin su yüzüne çıkartılması amacıyla şimdilerde söz konusu ağların çok sayıda girdi ve çıktılarının izini aynı anda sürüyorlar.

Örneğin, bu yıl A.B.D'li araştırmacılar programlanmış hücre ölümü ya da apoptosise yol açan yaklaşık 8000 kadar kimyasal sinyalden oluşan bir ağ örneğinin oluşturulması amacıyla bu yaklaşımdan yararlandılar.

Bu süreçte apoptosise yol açan yeni sinyal yollarını saptadılar. Bir başka A.B.D'li ekip de obezliği tetikleyen ve üçü daha önce hiç bilinmeyen 40 genin kimliğini belirlemek amacıyla gen-ifade verilerinden yararlandı. Aynı kafa yapısındaki başka ekipler de T hücreleri ve CA1 sinir hücreleri adıyla bilinen bağışıklık hücrelerini denetleyen sinyal ağlarıyla ilgili yeni buluşlara imza attılar.

Sistem biyolojisi henüz emekleme döneminde. Ancak bu yöntemin savunucuları hücre sinyal ağlarının giderek aydınlığa kavuşmasıyla birlikte kanser ve şeker gibi karmaşık yapıdaki hastalıkların da çok daha iyi kavranabileceğine ve yeni sağaltım yöntemlerinin geliştirilmesine olanak tanıyacağına inanıyorlar.

Resim 11 Where are we? A dynamic approach is sorting out the intricate signals underlying life.

10

Hoşgeldin Iter

18 aylık bir çekişme sürecinin sonucunda 12 milyar dolarlık Uluslararası Termonükleer Deney Reaktörü (ITER) sonunda bir yuvaya kavuştu. Haziran ayında ITER'in Fransa'nın güneyindeki Cadarache bölgesinde yapılmasına karar verildi.

Hidrojen izotoplarının nükleer füzyona olanak sağlayacak bir sıcaklık ve basınçta tutulması için süperiletken elektromıknatıslardan yararlanılması düşünülen ITER tasarısı ilk kez 1980'lerde gündeme geldi.

Ancak Avrupa, Japonya ve A.B.D'deki kimi merkezlerde ortaklaşa yürütülen tasarım çabaları kimi zaman engellerle karşılaştı. 1990'ların sonlarında, mühendislikle ilgili tasarımların tamamlandığı bir dönemde, hükümetler harcamaların yüksekliği karşısında tepki göstererek maliyetin yarıya indirilmesini istediler.

1999'da projeden eteğini çeken A.B.D 2003'te yeniden katıldı. 2003'ün sonlarına gelindiğinde ortada tek bir engel kalmıştı ve o da ITER'e bir yer bulunmasıydı. O sırada sayıları altıyı bulan (Çin, AB, Japonya, Güney Kore, Rusya ve A.B.D) üye ulusların bakanları Washington'da bir gala imza törenine katılmak üzere biraraya geldiler. Ancak sıra oy vermeye geldiğinde, üyeler iki cepheye bölündüler.

Bir taraf ITER'in Cadarache'da kurulmasını isterken, karşı taraf Japonya'nın Rokkasho bölgesinde diretti.

Her iki bölgeyle ilgili teknik araştırmalara daha da hız verildi. Ancak her iki grup da ayak diretmeyi sürdürdü. Avrupalılar A.B.D'nin Irak savaşına karşı çıktığı için Fransa'yı cezalandırdığından kuşkulanırken, A.B.D'nin Japonya'nın desteğine karşılık Rokkasho'dan yana olduğu söylentileri de vardı. Sonunda, Japonya ile AB aralarında bir anlaşmaya vardılar. Japonya, Avrupa'nın daha büyük bir sözleşmeye imza atması ve Japonya'daki füzyon araştırmalarına katkıda bulunması koşuluyla, Rokkasho önerisini geri çekmeyi kabul etti.

Böylelikle, ITER araştırmacıları artık birkaç onyıl ılık Akdeniz güneşinin altında çalışacakları günleri iple çekmeye başlayabilirler. Dünya da, eninde sonunda çalışan bir füzyon reaktörüne kavuşmuş olur.

Resim 12: Closing the circle. After 20 years of research, usion scientists are ready to start building the TER reactor.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Kastamonu- Taşköprü Lisesi 1985-1986 Yılı Mezunları İletişim Adresi

Kategoriler

Arkadaşlarım

yeniedebiyat
alisahin37
hasan37
yedincisanat
guldeste
kastamonunet
oykuleroykuculer
siirlersairler
esedereli
kozan